|
Ehl-i Sünnet vel Cemaat
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 903
Teşekkürler: 600
418 Mesajına 934 kez Teşekkür Edildi.
|
8-Hedonizm(Mutlaka Okuyalım)
Lezzetîye, hazcılık, lezzetçilik. "Hayatın gayesi hazdır, iyi demek haz demektir, bilgilerimiz duygularımızla aldıklarımızdan ibarettir" tezini savunan felsefe.
Diyorlar ki: Dünyaya bir kere gelinir. Sonun başlangıcı yoktur. Gülün, eğlenin, bir yıldırım hızıyla geçen ömrünüzü zevk ve safa ile geçirin. İman, âhiret, ibadet, helâl, haram, ölüm gibi size mes’ûliyetinizi hatırlatacak ve zevklerinizi kısıtlayacak kavramları düşünmeyin. Siz bir kelebek kadar hür ve kayıtsız olmalısınız.
"İç bâde, güzel sev, var ise akl-ü şuûrun / Dünya var imiş, ya ki yok imiş ne umûrun." Bu bir hayat felsefesidir ve adına "hedonizm" derler. Dilimizde, "hazcılık" diye ifade edilebilir. Bu felsefe, Nedim’in "Gülelim, eğlenelim, kâm alalım dünyadan," mısrâsıyla özetlenebilir.
Konuyu "kapsam" açısından ele aldığımızda görüyoruz ki, hazcılık, toplumda kısmî bir azınlığı içine alıp, çoğunluğu dışarıda bırakıyor. Sağlıklı ve varlıklı bir "mutlu azınlık" felsefesi olmaktan ileriye gidemiyor. Oysa toplumun çoğunluğunu çocuklar, hastalar, fakirler, ihtiyarlar ve musîbete uğrayanlar teşkil eder. Dilediği gibi eğlenmek, her arzusunu tatmin etmek, her zevki tatmak, ancak belli bir gruba vergidir. Hem genç olacak, hem sağlıklı, hem zengin ki, keyif peşinde koşabilsin.
Karnını doyuramayan fakire, ızdıraplar içinde inleyen hastaya, kabir kapısında ölümü bekleyen ihtiyara "ye, iç, eğlen, keyfine bak," demek gülünç olmaz mı? Fakir, ancak bu dünyada tadamadığı lezzetlere, âhirette kavuşacağını düşünüp ümit ederek teselli bulabilir. Hastalar, aczini anlayıp, Yaradanına duâ etmekle huzura kavuşur. Beli bükülmüş, fani zevklerden elini çekmek zorunda kalmış ihtiyarlar ise, ölümün yokluk olmadığını, ebedî bir âleme gitmek için vâsıta olduğunu düşünmekle tarifsiz kederlerden kurtulabilirler.
"İnsanlar bir vücudun âzâlarıdır." Organların karşılıklı yardımlaşmalarıyla hayat devam eder. Toplum hayatı da, fertlerin dayanışmasına ve birbirleriyle olumlu mânâda ilgilenmelerine bağlıdır. Akıl, kalp ve vicdan sahibi her insan, diğer hemcinslerine merhamet eder, etmelidir de. Çevresindeki kişilerin dertlerine, kederlerine, ızdıraplarına kayıtsız kalabilenler, insanî özelliklerini kaybedenlerdir.
Ağlayan yetimlere, kıvranan açlara, inleyen hastalara ve titreyen ihtiyarlara rağmen zevkini düşünenlere, sadece, keyif için yaşayanlara insan mı denir?
Zevk nedir? Zevk, vâsıtadır. Ferdî hayatın ve neslin devamı için yaratılmıştır. Yiyeceklerde ve içeceklerde lezzet olmasaydı, yiyemez, içemez ve zarurî ihtiyacımız olan gıdaları alamazdık. Hayat devam etmezdi. Kezâ, evlilikte lezzet olmasaydı, aileler kuramaz, çoğalamaz, yeryüzünü şenlendiremezdik. İnsan nesli kesilir ve tükenirdi. Halbuki biz, iman ve ibâdet için yaratıldık. Bu yüce vazifeleri yapmak için yaşamalı, neslimizi devam ettirmeliyiz.
Yanlış olan, vâsıtayı gâye yerine koymaktır. Zevk için yaşayanlar, eşeğini doyurup, kendisi açlıktan ölenlere benzerler. Zevk ve lezzetin yaratılmasının bir hikmeti de şudur: Biz, bu dünyaya bir imtihan için gönderildik. Burası ücret ve mükâfat yeri değildir. Her padişah gibi, şu dünya mülkünün mâliki olan Allahın da bazı emirleri ve yasakları var. Haram zevkler de bu imtihanın bir parçası. Bizden, meşrû dairede kalmamız isteniyor. Hür bir irâdeyle yaratılmışız. Helâl çizgisinde yaşayıp cenneti kazanmak da elimizde, haram zevklere kapılıp cehenneme gitmek de.
Hazcılığın sonu "pesimizm" yani karamsarlık felsefesidir. Çünkü, "devam etmeyen şeyde lezzet yoktur." Dünya nimetlerinin ve kendisinin fâni olduğunu bilen insanın mesut olması mümkün mü? Aklı uyuşturan maddelerin sefâhet toplumlarında çoğalması da bu hakikati gösterir. Yine, maddî hazlara doymuş Batı cemiyetlerinde intihar olayları daha çok görülüyor ki, bu durum, mutlu olmadıklarının en açık belirtilerinden biridir. Mesut bir insan niçin aklını uyutsun ve niye intihar etsin?!
Sözün kısası, "Hakiki zevk, elemsiz lezzet, kedersiz sevinç ve hayattaki saâdet, yalnız imandadır ve iman hakikatlari dâiresinde bulunur."
Hazcılar, çalışmayı sevmezler. Kazanmak için ter dökmek istemezler. İş, zamandan ve keyiften fedakârlık etmeyi gerektirir. Şu hâlde zevk için harcanacak parayı nereden temin edecekler? Şüphesiz saf ve mâsum insanların sırtından. Bu sebeple, toplumda zevkçilik arttıkça, vurgunculuk da çoğalır.
Bir yanda gayrimeşrû kazancı meslek edinenler, öte yanda çalıştığı halde yeterince kazanamayanlar. Dünya, zâlim asalaklarla, mazlum vatandaşların dünyası olup çıkar gayr-i İslâmî düzenlerde.
Zevk gâye olalı, aile müessesesi de zayıfladı. Çünkü, toplumun çekirdeği olan aile, ancak fedâkârlıklarla ayakta durabilir. Kadını, "yasak zevklerin aracı" kabul eden zihniyet, "şefkat kahramanı ana"yı tanımaz. Çocuk ise, keyif aracı olan parayı paylaşarak azaltan düşmandır, doğmadan öldürülmeli. Yaşasın nüfus plânlaması!
Şahsî arzuları peşinde sürüklenenler kahraman olamazlar. Sefahet döşeğine rahat için yatanlar, fedakârlık edemezler. Benciller, ölüme gülümseyen, mânâ için yaşayıp, dâvâ için ölenleri anlayamazlar. Bunlardan meydana gelen toplum, içinden çürümüştür.
Hayatın gâyesini zevk zannedenlerin beyinleri midelerine inmiştir. Maddî zevkten başka zevklerin de olabileceğine ihtimal vermezler. Açı doyurmanın, yetimi okşamanın, düşküne yardım etmenin hazzına yabancıdırlar. Gürültülü müzikten, kasıkları patlatan komediden, şehvet kokan edebiyattan hoşlanırlar. Ömürleri, yeni zevkleri hayâl etmekle geçer.
Zevkin sınırı yoktur. Tekrarlanan hazlar, tad vermez olur. O zaman yeni ve değişik zevklerin peşine düşerler. Bulamayınca, sıra aklı uyutmaya gelir. Yeni dostları afyon, eroin ve alkoldür artık. Uyuyan, uyuşan ve sızan bir cemiyet ortaya çıkar. Böyle bir toplum, dostu düşmandan ayırt edemez. Hürriyet kapısı kapanmaya, esâret kapısı açılmaya başlar.
Ruhun cüzzamı olan bu korkunç hastalığa yakalananlar, mânen ölüdürler. Ölülerse, mülklerini koruyamazlar. İşte bunun için maddeci dış odaklar ve onların içerideki yardımcıları, zevki ve hazzı gâye olarak gösteriyorlar!
Batılı bazı psikologlar, nefisle ruhu birbirine karıştırmak gibi affedilmez bir hataya düşüyorlar. Pek tabiî, bizdeki taklitçiler de aynı hatayı tekrar ediyorlar. Sonuç, nefsin isteklerini, sanki ruhun arzularıymış gibi kabul etmek ve psikolojik izahları bu yanlış kabule dayandırmak oluyor.
İşte tavsiyeleri: "Hiçbir arzunuzu bastırmayın, içinize atmayın, bir an önce tatmin edin." Bu fikirler kabul de görüyor. Günahlar, ilmî kisvelere bürünerek meşrûlaşıyor. Böylece, azgın ihtiraslarına sınır koymayan "bilimsel sapıklar" ve "aydın zalimler" çoğalıyor. Zayıflar eziliyor, masumlar lekeleniyor, kuzular kurtlara peşkeş çekiliyor.
Halbuki, ruh ayrı, nefis ayrı mahlûklardır. İkisi aynı kişide bulunmakla birlikte, mizaçları taban tabana zıttır. Birinin zevk aldığından, diğeri tiksinir. Nefis, kötülüklere meftundur. Lûgatinde "doymak" kelimesine yer yoktur. Hep daha fazlasını ister. Şımarıktır, isyankârdır, yüzsüzdür. Aldıkça daha çok kuvvetlenir.
Nihayet öyle bir raddeye gelir ki, insana, "hayatın gayesi zevktir," hükmünü verdirir.Mesuliyetten kaçar. Kaideler, yasaklar ve kanunlar, onun en sevmediği kavramlardır. Dini ve ahlâkı da bunun için sevmez. Çünkü bunlar, insana, başıboş olmadığını, hayvan gibi istediği yerde otlayamayacağını, ibadet için yaratıldığını hatırlatır. Ona, Allah’a isyanın nankörlük olduğunu söyler.
Ruhun da kendine has gıdaları vardır. O, hakiki ilimle olgunlaşır, ibadetle teneffüs eder ve tefekkürle yücelere erer. Yaratıklardaki harika sanatları görerek Rabbini düşünmek, muhatap olduğu nimetler için minnet duyarak şükretmek, en mühim gayesidir. Bu yolla, geçmişin elemlerinden ve geleceğin endişelerinden kurtulur. Teslimiyet ve tevekkülle huzura kavuşur.
__________________
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هٰـذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا
Ve Resul dedi ki:Yarabbi!
Şüphesiz benim kavmim bu
Kur'an'ı mehcur(terkedilmiş hale) getirdiler.
(Furkan-30)
Yani terkettiler..
Ve her kim O Rahmanın zikrinden(Kur'an'dan) gaflette bulunursa O'na bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu, O'nun için bir arkadaştır! Zuhruf 36
“...Helak olan delil üzere helak olsun ve yaşayan da delil üzere yaşasın...”(Enfal 42)
Konu Ene-Zerre tarafından (11-13-2011 Saat 20:00 ) de değiştirilmiştir..
|