İslamiBilinc  
 

Geri Dön   İslamiBilinc >
İSLAMİBİLİNC MEDRESESİ
> Kuran-ı Kerim ve Tefsir

Kuran-ı Kerim ve Tefsir Kuran-ı Kerim'den hakkında herşey...

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 01-10-2008   #1
lotos68
USTA
 
lotos68 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 554
Teşekkürler: 421
292 Mesajına 413 kez Teşekkür Edildi.
lotos68 is on a distinguished road
Bir Ayet-bir Yorum

’İnsanlardan öylesi varki,bu dünya hayatı hakkındaki görüşleri senin hoşuna gider;(dahası),kalbindekilere Allah ı şahit tutar,üstelik tartışmada son derece ustadır.’’
‘’Ancak hakimiyeti eline alır almaz yeryüzünde fesat cıkarmaya,(insanın)ürününü ve neslini yok etmeye şalışır:Allah fesadı sevmez’’
Kendisine ne zaman ‘allaha karşı sorumlulugun bilincinde ol’ dense,yersiz gururu onu günaha sevkeder.:böylelerinin payına cehennem düşecektir;ne kötü bir konaklama yeridir orası!BAKARA/204,205,206

Lafzen,’o,yeryüzünde fesat yaymk ve ürünü ve nesli yok etmek için orada koşturup durur(yahut caba gösteriri).Bir cok müfessir,bu cümlede,bu şekilde tanımlanan kişinin bilinçli bir niyet taşıdıgına işaret edildigi kaısındadır;ama li yufside deki (genel olarak fesadı yayabilmek için şeklinde anlaşılır) li edatının bu balgamda gramercilerin lamul-aibeh dedikleri ‘’sonuç belirtmek için kullanılan lam harfinin fonksyonunu görmeside mümkündür-yani bilinçli bir niyetin varlıgı veya yoklugu sözkonusu olmadan(fesat saçmakla ugraşır).
Hars ifadesinin(tarafımdan ürün olarak cevrilmiştir)gelince,bunun asıl anlamı, emek yoluyla saglanan’’kazanc’’yahut ‘’gelir’’dir;ve cogunlukla ‘’dünyevi malları’’ve özelliklede hem topragın işlenmesi yoluyla elde edilen ürünü,hemde bizzat işlanmiş tarlanın kendisini gösterir.Egere hars bu baglamda ürün olarak anlaşılırsa,bu,mecazi olarak genelde insan davranışlarına ve özeldede toplumsal tavırlara uygulanabilir.Ancak bazı müfessirler-görüşlerini ‘’kadınlarınız sizin tarlalarınızdır.’’şeklindeki kur’an ifadesine dayandırarak hars’ın burada eşleri anlattıgını iddia ederler.
Bu durumda ürünün ve neslin yok edilmesi,aile hayatının sarsıntıya ugraması ile ve sonuçta bütün bir toplumsal yapının çözülmesi ile eş anlalı olur.Bu iki yorumun her ikisine göre de pasaj şu anlama gelmektedir:YUKARIDA TANIMLANAN ZİHNİYET,GENEL BİR KABUL GÖRÜP SOSYAL DAVRANIŞLARI YÖNLENDİRİR HALE GELİR GELMEZ KAÇINILMAZ BİR ŞEKİLDE YAYGIN BİR AHLAKİ ÇÜRÜME VE SONUÇ OLARAK SOSYAL BİR ÇÖZÜLME İLE NOKTALANIR.
lotos68 is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin lotos68'a Teşekkür Edenler
ExELaNcE (01-28-2008)
Eski 02-27-2008   #2
lotos68
USTA
 
lotos68 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 554
Teşekkürler: 421
292 Mesajına 413 kez Teşekkür Edildi.
lotos68 is on a distinguished road
Rainbowbulletani Bir Ayet-bir Yorum

FECR SURESİ

15 - İnsana gelince, Rabbi onu her ne zaman sınayıp da kendisini üstün kılar ve nimetler verirse: "Rabbim beni üstün kıldı" der.

16 - Ama, her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim beni aşağıladı." der.


Ayetlerin bildirdiğine göre insan, sahip olduğu nimetler sayesinde içinde yaşadığı bolluğu, hak etmesi sebebiyle Rabbi tarafından kendisine yapılan bir ikram olarak değerlendirir. Oysa yapılan ikram, kendisinin imtihan edilmesine yöneliktir ve sonunda hesabı görülecek bir sorumluluğu beraberinde getirmektedir. Asıl ikramın ahirette olduğunu düşünemeyen insan, dünyada yapılan ikramdan haz duyar, sevinir ve bu ikramın imkânlarıyla lükse yönelir, zevke, eğlenceye, fesada dalar, taşkınlık yapar.


Kendisine ikramda bulunulmuş insanın bu davranışı nasıl nankörlükse ve sonu hüsransa, rızkının kısılması ve dünyada kendisine verilen nimetlerin azlığı suretiyle sabrı ölçülen insanın, Rabbinin kendisini horladığını düşünmesi de aynı şekilde nankörlüktür ve sonu hüsrandır. Çünkü bu insan da, sahip olduğu dünya nimetlerinin başkalarına kıyasla az oluşunun; aslında ahirette kendisine yapılacak ikramın habercisi olduğunu ve kendisini “rızık bolluğu” yolu ile yapılacak imtihandan koruduğunu düşünmez, bunu adaletsizlik olarak görür, hatta Allah`ı inkâra kadar sürüklenir.
lotos68 is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lotos68 For This Useful Post:
ExELaNcE (02-27-2008), Kuz3y (02-27-2008)
Eski 02-27-2008   #3
lotos68
USTA
 
lotos68 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 554
Teşekkürler: 421
292 Mesajına 413 kez Teşekkür Edildi.
lotos68 is on a distinguished road
tekvir suresi

15. Şimdi yemin ederim o sinenlere ,

16. O akıp akıp yuvasına gidenlere,



15. ayette `sinenler` diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça`sı `hunnes`tir. Hunnes`e, akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerileme anlamları verilmektedir. 16. ayette `yuvalarına girenlere` diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça `kunnes`tir. Kunnes`e, belli güzergâh, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası anlamları verilmektedir.

16. ayetteki `akış`ı ise `cereyan` kökünden türeyen `cariye` kelimesi karşılamaktadır. … Bilim ancak 1700`lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir. … ayetler incelenirse, bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş, sinmiş, büzülmüş bir hâlde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları ve Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır.

Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler (Güneş), etraflarındaki elektronları (gezegenleri) kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresinin 15. ayetinde geçen `hunnes` kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.

Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş`in çekimine rağmen de gezegenler Güneş`e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş`e yapışmaktan kurtaran, elektron ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen `cariye` kelimesi akışı, hareketi ifade eder ki, çekimden kurtaran unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. … Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler de kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da

16. ayetteki `kunnes` kelimesi mucizevî bir şekilde ifade etmektedir. Kur`an, yerçekimindeki merkeze çekişi `hunnes` kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu `cereyan` kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı `kunnes` kelimesiyle anlatır. Böylece Kur`an, yerçekimi ile ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır.”
lotos68 is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lotos68 For This Useful Post:
ExELaNcE (02-27-2008), Kuz3y (02-27-2008)
Eski 02-27-2008   #4
ExELaNcE
 
ExELaNcE - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 7.892
Teşekkürler: 2.747
1.950 Mesajına 3.269 kez Teşekkür Edildi.
ExELaNcE will become famous soon enoughExELaNcE will become famous soon enough
Allah'ın Evren'i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: "Güneş'ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O'na ‘üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz' denir."
Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah'ı hatırlatıyor...
__________________
ExELaNcE is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 02-27-2008   #5
Kuz3y
 
Kuz3y - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.517 kez Teşekkür Edildi.
Kuz3y is just really niceKuz3y is just really niceKuz3y is just really niceKuz3y is just really nice
__________________

Kuz3y is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 02-28-2008   #6
TEBYİN
 
TEBYİN - ait Avatar
 
Mesajlar: n/a
  Alıntı ile Cevapla
Eski 02-28-2008   #7
Kuz3y
 
Kuz3y - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.517 kez Teşekkür Edildi.
Kuz3y is just really niceKuz3y is just really niceKuz3y is just really niceKuz3y is just really nice
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم


"وان يمسسك الله بضر فلا كاشف له الا هو وان يردك بخير فلا راد لفضله يصيب به من يشاء من عباده وهو الغفور الرحيم" . سورة يونس


"Şayet Allah sana bir zarar verirse, onu O’ndan başka giderecek kimse yoktur. Bir hayır dilerse, onun lutfunu geri çevirecek kimse de yoktur. O, kendisi için çalışanlardan hayrını elde etmek için çaba sarf edenlere hayır eriştirir, çok bağışlayandır, çok sevendir.” Yunus(10):107



Yorum: konumuzun başlığı “hayır istemek”

Yaratıcıyla diyalogumuzu hayır eksenli kurarsak karşılığında hayır görürüz. Ama tam tersi bir diyalog içinde olursak, o zaman Yaratıcı, tabiri caizse, “yapacağım bir şey yok” diyerek doğaya yerleştirmiş olduğu kanunu işleteceğini ve ne hak edersek onu bize vereceğini beyan etmektedir. Kısacası ekilen biçilecektir.

Yaratıcıyla kurduğumuz diyalog, kendi dışımızdaki insanlar ve canlılarla olan ilişkilerimizde saklıdır. Eğer onlarla aramız iyiyse, barışık ise, bu diyalogun iyi olduğu söylenebilir. Yok eğer iyi değil ve pek çok kişi bizden şikayetçi ise o zaman aynaya tekrar bakıp kendimizi tanımaya ve tanımlamaya çalışmalıyız.
__________________

Kuz3y is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 04-16-2009   #8
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.043
Teşekkürler: 23.211
8.850 Mesajına 17.834 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
lotos68 kardeşimizin başlattığı konuyu devam ettirelim inşaallah.

NİSA SURESİ

136- Ey iman edenler, Allah'a, Resulüne, Resulüne indirdiği Kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, kuşkusuz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.
137- Gerçek şu, iman edip sonra küfre sapanlar, sonra yine iman edip sonra küfre sapanlar sonra da küfürleri artanlar.. Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğruyola da iletecek değildir.
138- Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır.
139- Onlar, mü'minleri bırakıp kâfirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti) ' onların yanında mı arıyorlar?Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.

Burada, iman eden kimselere, "Ey iman edenler! İman ediniz" denmektedir. Bu ilk bakışta bazı kimselere tuhaf gelebilir. Fakat aslında "iman" kelimesi, burada iki anlamda kullanılmıştır. Birincisi, bir insanın küfürden vazgeçip iman etmesi ve ehli imandan sayılması anlamındadır. İkincisi, bir insanın tüm kalbiyle iman etmesi ve ciddi bir şekilde ihlasla düşüncelerini, zevklerini, sevgilerini, hayat tarzını, dostluk ve düşmanlıklarını, ilişkilerini inancına uygun bir biçime sokması, buna uygun arkadaşlıklar kurması, düşmanlıklarını ona göre ayarlaması ve tüm çabalarını inancına uygun bir yapıya sokması anlamınadır. Bu ayet, birinci anlamda müslüman olanlara, ikinci anlamda, yani tam bir mümin olmalarını emretmektedir.

Buradaki küfür iki durumu ihtiva eder:
1) Bir kimse açıktan İslâm'ı reddedebilir.
2) Bir kimse gerçekte (samimiyetle) inanmadığı halde İslâm'a bağlı imiş gibi görünebilir veya inandığını söylediği halde, davranışları onun İslâm'a inanmadığını gösterir.
Burada küfür iki anlamı da kapsar, kısaca ayet iki tür küfrün de İslâm inancı ile bir arada olamayacağını ve kişiyi Hak yoldan ayıran bâtıl yollara sürükleyeceğini bildirmektedir.

Bunlar imanı ciddi bir mesele olarak kabul etmeyen, kendi arzu ve isteklerini tatmin etmek için onlarla bir oyuncakla oynar gibi oynayan kimselerdir. Kafalarına eser, İslâm'ı seçerler, kafalarına eser aksi yöne saparlar ve kafirlerden olurlar. Veya çıkarlarına uygun düştüğünde müslüman olurlar ve kafirlikte menfaat varsa hiç tereddüt etmeksizin küfrü seçerler. Böyle kişilere Allah ne merhamet edecek, ne de onları doğru yola ulaştıracaktır. Onlar kendi kâfirlikleriyle kalmayıp daha da ileri giderek, diğer müslümanları İslâm'dan döndürmeye çalışırlar. İslâm sancağını indirip yerine küfür sancağını dikmek için İslâm aleyhine hile ve desiseler tertip ederler. Bu, insanın kişisel küfrüne ek bir günah teşkil ettiği için, İslâm'a inanmayan fakat düşmanlık da etmeyen kişiden daha büyük cezaya müstehaktır.

Arapça (izzet) kelimesi "bir kimsenin etrafındakilerden gördüğü saygı ve itibar" anlamına gelen "onur" kelimesinden daha geniş kapsamlıdır. İzzet, dokunulmazlığa sahip, sarsılmaz yüce bir itibar anlamına gelir.

Tefhimul Kur'an

Konu lale tarafından (04-16-2009 Saat 20:01 ) de değiştirilmiştir..
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 04-16-2009   #9
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.043
Teşekkürler: 23.211
8.850 Mesajına 17.834 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Aynı ayetlerin Elmalılı Hamdi Yazır'daki tefsiri ise,


136-Ey imana gelenler Allah ve Resulüne, yani Muhammed Aleyhisselama ve Allah'ın bu Peygamberine tenzil buyurduğu (zaman zaman, kısım kısım indirmekte olduğu) bu kitaba, yani Kur'an'a ve bundan önce indirdiği kitap cinsine iman ediniz. Bunların bir kısmına iman ettiğiniz gibi, hepsine de iman ediniz. İbnü Kesir, Ebu Amr, İbnü Âmir kırâetlerinde meçhul sigasiyle ve okunur. Bunlara ciddi olarak iman ediniz. Zira her kim, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe küfreder (inanmaz), bunlardan birini inkâr ederse, son derece derin bir sapıklığa düşmüş, doğrudan uzaklaşmış, artık yolunu bulamayacak derecede şaşırmış, gayeyi kaybetmiş olur. Bununla küfrün bizzat (Nisâ, 4/116) hükmüne katılmış bulunduğu, yani her küfrün şirk demek olduğu açıkça gösterilmiştir.

Rivayet edildiğine göre yahudi hahamlarından bir topluluk, Resulullah'a gelmişler: "Ey Allah'ın Resûlü biz, sana, kitabına, Musa'ya, Tevrat'a ve Üzeyr'e iman ediyoruz ve bunlardan başka kitapları ve peygamberleri tanımıyoruz" demişlerdi. Peygamberimiz de: "Hayır, Allah'a, bütün peygamberlerine, Muhammed'e ve kitabı Kur'an'a ve ondan önceki her kitaba iman ediniz" buyurdu. "Yapmayız" dediler. Bu âyet nazil oldu ve hepsi iman ettiler. Dikkate şayandır ki, iman fıkrasında "Allah'a, Resulüne, Resulüne indirilen kitaba, ondan önce indirilmiş olan kitaba" diye dört şeye iman belirtilmiştir. Bu da "Allah'a iman, Peygambere iman, kitaplara iman" diye üç mertebede özetlenebilir. Halbuki küfür fıkrasında, "Allah'ı inkâr, meleklerini inkâr, kitaplarını inkâr, peygamberlerini inkâr, ahiret gününü inkâr" diye melekler ve ahiret günü de eklenerek beş şey açıklanmış, hem de Resul'e diğer Resuller de eklenerek cem' (çoğul siyasiyle) buyurulmuştur. Bununla Allah ve Peygamber'e, bütün kitaplara imanın, her halde bütün peygamberlere, meleklere ve ahiret gününe imanı içine aldığı gösterilmiş ve bir insanın Allah'a, Peygamber'e ve kitaplara iman iddia edip de peygamberlerden birini, melekleri veya ahireti inkâra kalkışması ve bu hususta gelmiş olan âyetleri tevile çalışması ihtimali bulunduğundan, bunları inkâr edenlerin Allah'ı da inkâr etmiş oldukları bilhassa açıklanmıştır.

137-Bütün bunlar müşrikler gibi son derece derin bir sapıklık ile sapmış olanlardır. Şu da muhakkak ki, önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek sonunda küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfürü çoğaltmış olanlar yok mu, hiçbir şekilde Allah'ın bunları affetmesine ve doğru yola sevketmesine ihtimal yoktur. Yani iman ederlerse kabul etmez değil, fakat çoğunlukla bunlar kalpleri mühürlü olduklarından can çekişme zamanına gelmedikçe iman etmezler ve belki o zaman bile etmezler. Ve iman etmeyince de âyeti delaletince asla af yüzü görmezler. Tevbenin kabul edilebileceği bir zamanda tevbe edip ihlas ile iman etseler, gelecek olan istisnası gereğince kabul edilir ve affedilebilirlerdi ama etmezler ki...

138-Bunun için, münafıklara müjde et ki, onlara acıklı bir azab muhakkaktır. Bu bölüm, bu âyetin doğrudan doğruya veya dolayısıyla münafıklarla ilgisini ifade eder. Gerçekte münafıklar, görünüşte iman ederler, sonra gizli gizli küfürler yaparlar, sonra müminleri görünce yine "amenna" (inandık) derler. Ara bozuculuk ve fesatta ısrar ederler. Bununla beraber âyetin zahiri, açıktan açığa imandan küfre, küfürden imana defalarca değişiklik gösteren ve sonunda küfürde karar kılan fertler ve toplumlar hakkındadır ki, münafıklar da bunlara dahildir. Ve rivayet olunduğuna göre bunun asıl iniş sebebi yahudilerdir. Çünkü yahudiler, önce Hz. Musa'ya iman ettiler, sonra buzağıya taptıkları zaman küfrettiler, sonra Hz. Musa dönünce yine iman ettiler, sonra Hz. İsa'yı inkâr ettiler, sonra da Hz. Muhammed (s.a.v.)'a küfretmekle inkârlarını artırdılar ki, âyet bunların bu hallerini tasvir edip böyle olanları da bunlara katmış. Münafıklar da bunlara benzediği ve bunlara dost oldukları için "münafıklara müjde et" diye inzar (korkutma) yerinde tebşir (müjdeleme) ile tehekküm (alaya almay)e tabi tutulmuşlardır. Demek oluyor ki, bu gibi döneklik ve kararsızlıklar sadece fertler hakkında değil, toplumlar hakkında da felaket sebebidir. Çünkü yahudilerin âyette tasvir olunan bu durumları fertlerinin değil, toplum ve milletlerinin durumudur. Çünkü Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e küfreden fertler ile buzağıya tapan ve ondan önce iman eden fertlerin aynı olmadığı malumdur. Fakat bu değişim ve kararsızlık, o milletin genel bir karakteri olmuştur. Şu halde burada bir zamanlar İslâm dinine hizmet etmiş olup da, sonra kâh küfür ve kâh iman, şuraya buraya bocalıyarak sonunda kâfirlere dönmüş olanların kurtuluş ve selamet bulmalarına asla ihtimal olmadığı da anlatılmış oluyor. Nitekim Endülüs'te dinden dönenlerin hiçbiri dünyalarını kurtaramamışlar, hepsi yok olmuşlardır.

139-Yani: Onlar ki müminleri bırakıp, kâfirleri dost edinirler ve onların arkalarından giderler. Münafıklar, müminlere karşı yahudilerle dostluk ediyorlardı. Bunlar o kâfirlerin yanında izzet (şeref) ve kuvvet mi arıyorlar? Onlara dost olmakla izzet ve şeref bulacaklarını, üstün geleceklerini mi sanıyorlar? Ne kadar yanılıyorlar. Çünkü bütün izzet Allah'ındır. Ve ancak ondan alınır, Allah'ın izzet vermediği kimseler hiçbir şekilde aziz (şerefli) olamazlar. Allah ise müminleri şerefli kılmıştır. "Şeref, Allah'a, Resulüne ve müminlere aittir". (Münafikûn, 63/8) Şu halde kâfirlerin dostluğundan şeref beklemek ne kadar terstir.
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 05-19-2009   #10
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.043
Teşekkürler: 23.211
8.850 Mesajına 17.834 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
“De ki: ‘Eğer Allah katındaki ahiret hayatı, başka hiç kimseye değil de yalnız size mahsus ise ve bu kanaatinizde samimi iseniz o zaman ölümü arzulamanız gerekmez mi?” (Bakara 94) “Ama kendi elleriyle yapıp ettikleri ortadayken bunu hiçbir zaman temenni etmeyecekler: Allah zalimleri her halleriyle bilmektedir.” (Bakara 95)

“Ve sen onları başkalarından daha ihtirasla hayata sarılmış göreceksin, hatta Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlardan bile daha çok: onların her biri binlerce yıl yaşamak ister; halbuki uzun yaşaması, böyle birini (ahirette) azaptan kurtarmaz: zira Allah onun bütün yapıp ettiklerini görmektedir.” (Bakara 96)

UZUN ZAMAN Bakara suresi çalıştığım halde, yine uzun zaman bana kapalı kalan bu ayet, bugün birazcık kapısını araladı. Öncelikle fark ettim ki hangi ayeti insan nefsinin mihengine vurmadan okuyorsa anlayamıyor. Zira kainatın dört bir yanına yayılmış hakikatler, tarihi vakıalar, başka insanların hatta başka milletlerin durumlarını anlamak meseleyi enfüse taşımaksızın olamıyor. Hele hele de size konuşulduğundan gaflet ettiğinizde, “Ya evet öyle insanlar var!” fikri ile muhatap olduğunuzda bir kulağınızdan girip diğerinden çıkıyor. Hakikat sadece kendisine sahip çıkana “Bu bana geldi” diyene kendini ifşa ediyor. Yahudiler hakkında nazil olan bu ayet de bana onların dünyaya dört elle sarılmalarını, dünya malına tamah etmelerini, Tanrı krallığına değil Yahudiyye Krallığına önem vermelerini, bir gözlerini kör etmelerini, ahirete imanlarının zayıflamasını anlattı daima. Ancak neden müşriklerden daha çok hayata bağlı, binlerce yıl yaşama arzusu duyan insanlar olduklarını anlayamamıştım.

Evvela hayata bağlı olmalarını izah etmek lazımdı. Bir mümin hayata bir kafirden daha bağlı olabilir miydi? Üstadın buna cevabı olumluydu. Müminler üzerinde yansıyan esmayı gördükleri, rahmeti hissettikleri ölçüde hayata, ve özellikle ism-i Hayy’a muhatabiyetleri ölçüsünde yaşama bağlı oluyorlardı. Aldıkları lezzet dahi iman etmeyen birine nazaran daha fazla idi. Bir müminin bir dilim ekmekten aldığı lezzet hakkıyla yenilirse, kafirin ziyafet sofralarından aldığı lezzetten fazlaydı. Bu anlamda Tevrat’ın vahyine muhatab olan Yahudiler de perdelemedikleri nisbette bu hakikatten müşriklere göre daha çok hissedardılar. Hayattan lezzet alıyorlardı.
Ancak etraflarındaki hadisatı anlamlandırmada, bir ölçüde kullandıkları vahiy onlara tam bir rahmet olamıyordu. Zira onlar Mikail’e dost, Cebrail’e düşmandılar (Bakara 97).

Kainatta vahyin okutturduklarını seviyor, eşyanın melekleri ile muhatabiyetten hoşlanıyor, ancak vahyin mükellefiyetlere ve ahirete bakan tarafına muhatab olmak istemiyorlardı. İş bu kısma gelince “Semina ve asayna” diyorlardı. (İşittik ve isyan ettik) Ama isyan etseler bile ahirete dair bilgiden kulaklarını tıkayamadıkları için, bilmenin getirdiği dehşet onları ölümden korkar hale getiriyordu. Onlar vahiysiz kafirin gafletinden mahrumdular. Onun gibi kulaklarını tıkayıp yıldırımların dehşetinden geçici de olsa kurtulamıyorlardı (Bakara 19). Ama müşrikin, putperestin, cehaletinden, vahiyden nasipsiz oluşundan gelen bu kulak tıkaması ile geçici olarak bir gaflet sağlanıyor, ona “ölüm ancak bir yok oluştur” dedirtebiliyordu. İnsanların “Keşke toprak olsaydım” diyecekleri bir günden haberdar olan ve ona hazırlık yapmayan kişi de “nasılsa toprak olacağım” zanneden kişiden daha çok korkardı ölümden (Nebe 40).
Ölüp huzura kavuşamayacağının, hesap vereceğinin farkındadır. Neyin adalet neyin zulüm olduğu hakkında da bilgi sahibidir, zalim oluşunu avutup teselli edecek yalanları kendine söyleyememektedir. Sahip olup kıymetini bilmediği bilgi tarafından lanetlenmiştir. Allah bize ümmeti Muhammed’e Yahudilerden çok misal veriyordu. Zira onlar bizim seleflerimizdi. Biz taşıyamadıkları emaneti onlardan sonra sırtlanmıştık. Onların düştüğü vartalara düşmememizi isteyen Rahman bize onlardan çok misaller vermişti.

Hz. Musa (as) Kuran’da en çok anılan peygamberdi. O halde bu ayetin muhatabı aynı zamanda bizdik. Bizler de iman edip dururken imanımızın icab ettirdiği gibi yaşamazsak. O vakit bu hastalıklar bizde de baş gösteriyordu. Biz de Sebt günü ihlalcileri gibi açgözlülükle Allah’ın sınırlarını hiçe sayıyor, dünyaya müşriklerden bile daha fazla değer verir hale geliyor, aşağılık haris maymunlara dönüşüyor, ondaki esma tecellilerini dünyevi hazlar için kurban ediyor, ayetleri az bir pahaya değişiveriyorduk. Evet nimetler bizim içindi ancak “Semi’nâ ve ata’nâ” (işittik ve itaat ettik) demek kaydı ile. O zaman ancak, “Allah’ın helal kıldıklarını kim haram edebilirmiş?” diye dünyaya meydan okuyabilirdik. O takdirde sahibinin izniyle onları tepe tepe kullanabilirdik. Ve sonunda ölümün ardında da onları bulacağımıza, tatlarının damaklarımızda kalmayacağına iman edebilirdik. Yeryüzünde iyi ve güzel ne varsa ondan nasiplenirken şeytanın izinden gitmediğimize emin olabilirdik (Bakara 168).

Kalplerimize bakalım öyleyse, ölümü ne kadar temenni ediyoruz? Yahut ne zaman temenni ediyoruz? Nimet içinde iken mi, azap içinde iken mi? Eğer ölümü nimet içinde iken arzu edebiliyorsak o nimetlerin sahibini arzu ediyoruz demektir. O zaman gönül rahatı ile “Gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir” diyebiliriz. Aksi halde biz de zalimlerden olmaya aday olabiliriz, hafizanallah… Herkes kendi kalbine bir göz atsın…

Konu lale tarafından (05-19-2009 Saat 12:28 ) de değiştirilmiştir..
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
değil Yeni mesaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevap var Son Mesaj
24. Nisa Suresi 31. Ayet Meali ve Tefsir Açıklaması Yorum Kur'an-ı Kerim'de Başörtüsü Ecir Kuran-ı Kerim ve Tefsir 0 07-06-2008 21:10
yorum yok Y.a.S.e.M.i.N Serbest Kürsü 4 01-30-2008 02:54
Bir Ayet ve Bir Yorum chamdali Kuran-ı Kerim ve Tefsir 2 06-05-2007 07:45
Sevdim Seni Mabuduma" Ilahisi, 21 ayrı yorum... delfici Silinen Mesajlar 1 10-19-2006 21:24


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:06 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
çakşır