İslamiBilinc  
 

Geri Dön   İslamiBilinc >
İSLAMİBİLİNC MEDRESESİ
> İslam Tarihi

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 12-22-2007   #1
lotos68
USTA
 
lotos68 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 554
Teşekkürler: 421
292 Mesajına 413 kez Teşekkür Edildi.
lotos68 is on a distinguished road
cemel vakası

Hz. Osman'ın katili Yemenli bir Yahudi olan el-Gafıkî idi. Hz. Osman'ın şahadetiyle İbn-i Sebe, davasında büyük bir merhale kat'etmiş .oluyordu. Artık nifak tohumları meyvelerini vermeye başlamıştı. Bu elîm hâdise Müslümanların, İslâm dinini başka ülkelere ulaştırmalarına engel oldu. İslâm'ın fütûhat ve tebliğ devri kapandı, bir duraklama ve çekişme devri başladı.

Bu merhaleden sonra İbn-i Sebe, Haşimîlerle Emevîleri karşı karşıya getirmek için yeni bir plân hazırladı. Hz. Osman (r.a) Emevî, Hz. Ali ise Haşimî olduğu için, Hz. Osman'ı, Hz. Ali'nin öldürttüğünü ve 0'nun yerine geçmek istediğini etrafa gizlice yayarak Emevîleri tahrik etti. İbn-i Sebe, bir taraftan Hz. Ali'ye bu çirkin iftirayı yaparken, diğer taraftan O'nun halife olması için açıkça gayret gösteriyor, böylece halkın bu iftiraya kanmasını sağlamaya çalışıyordu.

Bu maksatla, Mısır'dan gelen kafileden, Yahudi asıllı İbn-i Meymun riyasetinde bir heyet seçerek Hz. Ali'nin huzuruna gönderdi. Heyet Hz. Ali'ye: "Malûmunuz olduğu üzere, bu ümmet başsız kalmıştır. Halifeliğe de en lâyık sizsiniz. Sizden bu vazifeyi deruhte etmenizi istiyoruz," dediler. Hz. Ali (r.a) bu teklifi reddederek, onları evinden kovdu.

Hz. Ali'den (r.a) böyle bir cevap alınması üzerine Küfelilerden bir heyeti Hz. Zübeyr'e ve Basralılardan bir heyeti de Hz. Talha'ya gönderdi. Hz. Zübeyr ve Hz. Talha da Hz. Ali gibi bunların hilâfet tekliflerini reddederek huzurlarından kovdular.

İbn-i Sebe, onlardan da istediğini elde edemeyince bu defa mütecavizleri sevk ve idare eden Yahudi Gafıkî'ye şu talimatı verdi: "Medinelileri mescide toplayınız ve onlara hemen kendilerine bir halife seçmelerini söyleyiniz. Aksi takdirde hepsini kılıçla tehdit ediniz..."
Gafıki başkanlığındaki âsiler, bu emir mucibince Medinelileri mescide toplayarak onlara: "En kısa zamanda kendinize bir reis seçiniz. Şayet siz bugün bu vazifeyi yapmazsanız, Ali, Zübeyr ve Talha da dahil olmak üzere hepinizi kılıçtan geçireceğiz," dediler. Bu tehdidi dinleyen Medine halkı, Hz. Ali'nin (r.a) huzuruna çıkarak, O'ndan halifeliği kabul etmesini istirham ettiler. Hz. Ali de bu karışık durumu göz önünde bulundurarak vazifeyi, hiç istemediği halde, kabule mecbur oldu.

Az zaman sonra Hz. Talha ve Hz. Zübeyr (r.a), Hz. Ali'ye (r.a) giderek O'ndan, kitabın hükmünü icrâ etmesini ve Hz. Osman'ın katillerinin cezalandırılmasını istediler. Hz. Ali onlara hitâben: "Haklısınız; fakat devlet henüz âsileri tam mânâsıyla sindirmiş değildir. Onun için devletin olaylara hâkim olmasını beklemek gerekir..." dedi.

Hz. Ali (r.a), suçluların tek tek belirlenerek sorguya çekilmelerini ve gerekli cezaya çarptırılmalannı istiyordu. Hz. Âişe, Hz. Zübeyr ve Hz. Talha (r.a) ise, şu fikirdeydiler: "Fitne büyümüş, devleti hedef almış ve halife şehit edilmiştir. Mesele sadece Hz. Osman'ın katilinin bulunması değildir. Bu fıtne hareketine katılanlanrın çoğunun öldürülmesi gerekir. Bu sebeble, âsiler hemen cezalandırılmalıdır."

Hz. Ali (r.a), Kur'an'ın “Velâ tezîrû vâziretün vizre uhrâ” nassından hareket ile, "Birinin hatasıyla başkasının mesul olamayacağı" görüşünü ileri sürerek, onların bu fikrine katılmadı(4).

Hz. Zübeyr ve Hz. Talha (r.a), Hz. Ali'nin görüşünü öğrendikten sonra, Hz. Âişe (r.anhâ) ile Mekke'de görüştüler ve âsilerin üzerine yürümek için kuvvet toplamak üzere Basra'ya gitmeye karar verdiler.

Hz. Ali de (r.a), Hz. Âişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'in (r.a) Basra'ya gittiklerini haber alınca devletin bütünlüğünde bir parçalanma, bölünme olmaması için ordusuyla Basra'ya hareket etti ve Zikar mevkiinde konakladı. Hz.Ali (r.a) meselenin barış yoluyla halledilmesi için Ka'ka isminde bir elçisini Hz. Âişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'e göndererek onlara, tefrikanın fenalığını, birlik ve beraberliğin önemini, her şeyin sulh yoluyla daha iyi hall olacağını anlatmasını istedi. O da bu emir gereğince, Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'in yanına giderek onlara Hz. Ali'nin görüşlerini: bu yaranın ilâcının sükûnet olduğunu, sükûnet gerçekleştikten sonra her tedbirin alınabileceğini, aksi halde fıtne ve fesat çıkacağını, bunun da İslâm'a ve Müslümanlara getireceği sıkıntının büyük olacağını izah etti. Onlar: "Eğer Ali bu fikirde ise, aramızda bir görüş ayrılığı kalmamıştır." dediler.

Bu neticeden her iki tarafın mensupları da memnun oldular. Böylece bir istikrar, bir sükûn hali hâsıl oldu. Herkes kendisini emniyet ve huzur içersinde görerek çadırlarına çekildiler.
Bu sulhtan, ziyade rahatsız olan münafık İbn-i Sebe, taraftarlarını toplayarak onlara: "Ne yapıp yapıp savaşı kızıştırmanız ve Müslümanları birbirine düşürüp kırdırmanız lâzım. Şayet bir netice alamazsak, bütün gayretimiz boşa gider; hedefe varamamış oluruz." dedi. Ve savaşı başlatmak üzere yeni bir plân hazırladılar. Sabaha yakın saatlerde tatbike koyulacak bu yeni plân gereği, İbn-i Sebe kendi adamlarını Hz. Ali (r.a) ile Hz. Zübeyr ve Talha'nın (r.a) çadırlarının etrafında yerleştirdi. Bunlar daha sonra her iki tarafın çadırlarına baskında bulundular. Gürültü üzerine uyanan Hz. Zübeyr ve Talha (r.a): "Ne var, ne oluyor?" diye sorduklarında, İbn-i Sebe'nin adamları, "Hz. Ali'nin adamları (Kûfeliler) bize gece baskını yaptı," dediler.

Bu haber üzerine Hz. Talha ve Zübeyr (r.a): "Anlaşıldı, Hz. Ali, harbi kesmekte samimî değilmiş." dediler. Öte yandan gürültüyü işiten Hz. Ali (r.a): "Ne oluyor?" diye sordu. Yine İbn-i Sebe'nin adamları: "Karşı taraf bize gece baskını yaptı. Biz de püskürttük." dediler. Hz. Ali de: "Anlaşıldı. Talha ve Zübeyr bizimle sulh meselesinde aynı fikirde değilmişler." dedi. Böylece on bin kişinin hayatına mâl olan Cemel Vak'ası meydana geldi. Hz. Talha ve Zübeyr de bu savaşta şehit düştüler. İbn-i Sebe, böylece Hz. Osman’ın (r.a) katlinden sonra amacına doğru mühim bir merhale daha kat'etmiş oluyordu.
lotos68 is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-22-2007   #2
lotos68
USTA
 
lotos68 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 554
Teşekkürler: 421
292 Mesajına 413 kez Teşekkür Edildi.
lotos68 is on a distinguished road
Soru: Müslümanların, sahabeler arasında meydana gelen ayrılıklara nasıl bakması gerekir?
"İsmet" yani, "ilâhî bir koruma ile günahlardan korunma" sıfatı, ancak peygamberlere mahsustur. Hatasız, kusursuz olmak ancak onlara hâstır. Sahabeler, bu sıfatla nitelenmediklerinden onların yüzde yüz hatadan âzâde oldukları söylenemez. Ancak şu var ki, herhangi bir Müslüman hata işlemekle İslâm dairesinden çıkmadığı gibi, bir sahabe de hata işlemekle sahabelik şerefinden çıkmaz.

Dört hak mezhebin bütün müçtehitleri, sahabe-i kirâm arasında geçen ayrılıkları şöyle değerlendirmişlerdir: Sahabe-i kirâmın her biri kendi başına birer müçtehittir. Kur'an ve hadiste açıkça beyan edilmeyen konularda içtihat yapma, en evvel onların hakkıdır. Fıkıh biliminin yönteminde kesinleşmiş bir kuraldır ki, bir kimsede içtihat rütbesi varsa, o kimse, başkasının içtihadına uymaya mecbur değildir. Ashap arasında çıkan muhalefetler, münakaşa ve muharebeler içtihat farklılığından doğmuştur. Hâşâ, nefsanî arzuların, isteklerin bu ayrılıklarda payı yoktur. Çünkü, onlar sohbet-i nebevi ile kin, adavet, düşmanlık gibi kötü sıfatlardan arınmışlardır. Nefisleri böyle süfli şeylerden temizlenip pâk olmuş, ulviyet kazanmıştır.

Evet, sahabe-i kirâmın her biri İslâm dininin tesisinde birer müçtehittir. Bilindiği gibi, içtihat eden bir kimse, yaptığı içtihatta isabet ederse iki sevap kazanır; isabet edemediği takdirde içtihat etmesine mükâfat olarak bir sevap alır. Canlarıyla, başlarıyla, her şeyleriyle İslâm'a mâl olan, O'nun yüceltilip yayılmasından başka bir gayeleri olmayan o seçkin insanların içtihatları da yine İslâm'ın yüceltilip yükseltilmesi içindir. Bu aşk, bu azim onlarda o derece ileri gitmişti ki, Uhud Muharebesi'nde Peygamber Efendimize zıt görüş bildirmekten çekinmemişlerdi. "Biz, İslâmîyet’in başarısını şunda görüyoruz," diye görüşlerini açıkça ortaya koymuşlardı. Sahabenin çoğu Resulüllah Efendimize zıt içtihatta bulunduklarından, Peygamberimiz (sav) onların içtihadına uymaya mecbur oldular. Daha sonra gerçekleşen olaylar Peygamberimizi haklı çıkardı. O zaman Kur'ân-ı Azimüşşân'ın nâzil olması devam ettiği halde, Cenâb-ı Hak ashâbı uyarıcı bir ayet bile indirmedi. Herhangi bir ayetle herhangi bir ikazda bulunmadı; bilâkis peygamberimize eskisi gibi onlara fikir danışmaya devam etmelerini emretti. Resulüllah Efendimiz de onları ayıplamadı, yine bağrına bastı, şefkatle kucakladı, bu emir gereğince onlarla fikir alış verişine devam etti. Sadece bu hâl dahi, sahabe-i kirâmın, Allah ve Resulü indindeki beğenilirliklerini ve dinde içtihat sahibi olduklarını en açık bir şekilde göstermeye yeterlidir.

Şimdi, insafla düşünelim. İçtihatta Peygamber'le farklı düşündükleri halde, ne Allah, ne de Resulüllah tarafından uyarılmayan sahabeleri, aralarında çıkan ayrılıklardan dolayı biz mi yargılayacağız? Zerre kadar vicdan ve basiret ve anlayışı olan bir kimsenin bu cinayete tevessül etmemesi icap eder.

Haddimizi tecâvüz ederek İslâm'ın temeline kanlarını akıtan o seçkin cemaati yargılamaya kalkar ve birini haklı çıkarıp, diğerini tenkit edersek, o hidayet yıldızlarına hiçbir leke süremez, ancak kendi elimizle kendi felâketimizi hazırlamış oluruz.
Kaldı ki, o yargıladığımız kimseler, ashâbın ileri gelenleridir. Bir kısmı Cennet'le müjdelenmiştir. Bizim dedikodusunu ettiğimiz o kişileri Kur'an ve Peygamber Efendimiz medh ü senâda bulunmuştur.

Bu hususu hiç unutmamalı, ashap arasında çıkan ayrılıklarda mümkün olduğu kadar temkinde bulunmalı, haddimizi bilmemekten büyük ölçüde sakınmalıyız.

Şayet, sahabelerin ayrılığı Hakk katında meşrû ve mâkul olmasaydı, elbette bunun için onları engelleyecek bir emir indirilirdi. Nitekim sahabe-i kirâm, Peygamber Efendimizin (sav) yanında yüksek sesle konuştuklarında şu uyarı ayeti indirilmiştir:
"Ey iman edenler! Seslerinizi Resulüllah'ın sesinden yüksek çıkarmayın, 0'nun yanında, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi konuşmayın. Siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider." (Hucürat, 2)

Hucürât sûresinde, müminlerin sû-i zandan sakınmaları şöyle emredilmektedir:
"Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi?" (Hucürât sûresi, 12)
Cenâb-ı Hak bu ayet-i kerimede bir mümini gıybet etmenin ölü eti yemek kadar çirkin ve mümine yakışmayan bir davranış olduğunu bize haber veriyor. Ya gıybet edilen bu mümin, sahabelerden, hem de onların en ileri gelenlerinden biriyse, artık meselenin tehlikesini siz takdir ediniz.

Resulüllah Efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde: "Ateş odunu nasıl yer bitirirse, gıybet dahi sâlih amelleri öyle yer bitirir" buyurmakla bizleri bu noktada şiddetle ikaz etmektedir.

Hem kendi ahiret hayatımızın selâmeti, hem de İslâm'ın geleceği adına, bu hakikatlere kulak vermemiz lâzım ve elzemdir. Bir mümin diğer bir mümine sû-i zan etmekten men edildiği halde, İslâm'ın temeli, Hz. Peygamberin çalışma ve silâh arkadaşları ve şu andaki bütün Müslümanların hidayetlerinin vesilesi olan sahabe hakkında, hele onların en ileri gelenleri hakkında sû-i zan etmenin ne kadar sorumluluk gerektirdiği açıkça anlaşılabilir.

Akıllı ve idrakli insanlar için en selâmetli yol, bu meselede ileri geri konuşmaktan kaçınmaktır. Biraz düşünmekle hemen anlaşılacaktır ki, insanlar bu âleme sahabeler arasındaki problemleri tahlil etmek, bu konuda bir tarafa haklı, diğerine haksız hükmünü vermek için gönderilmemişlerdir. Ve bu hususta bir kanaate sahip olmak, insanın yaratılış gayesi olamaz. İnsan bunun için değil, Allah'a hakkıyla kul olmak için yaratılmıştır. Yâni, dinimiz bizi sahabe ayrılıklarının tahliline değil, kulluğun gereklerini yerine getirmeye dâvet ediyor.

Ashâb-ı Kirâm Efendilerimiz, halifesinden neferine kadar aynı rızık ile hayat buldu ve aynı heyecanı paylaştılar. İslâm'ın gelişmesinde, yayılmasında, yücelip gelişmesinde gece gündüz demeyip, gizli ve âşikâre, durmadan çalıştılar. Canlarıyla, kanlarıyla cihat ettiler ve fedakârlıkta erişilmezlere eriştiler. Kur'an aşkı, Peygamber aşkı için aşiretlerine karşı koydular, ailelerini, çocuklarını, mal ve mülklerini feda ettiler. Peygamberimizin nefsini, kendi nefislerine, çoluk çocuklarına, anne ve babalarına tercih ettiler. İslâm binasının temeline kanlarını akıttılar.

O günden bugüne, tâ kıyâmete kadar bütün Müslümanların dünyevî ve uhrevî saâdetlerine vesile oldular. Onların hepsine karşı derin bir minnettarlık beslemek, onlara dua ve onları medh ü senâ etmek hepimiz için bir insaf ve vicdan BORCUDUR.
lotos68 is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-22-2007   #3
tevhiteri
USTA
 
tevhiteri - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
tevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nice
sa..ya bu yazdıklarını bilmeyenmi var sen ne için yaptıklarını söyle..a.e.o
tevhiteri is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-22-2007   #4
lotos68
USTA
 
lotos68 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 554
Teşekkürler: 421
292 Mesajına 413 kez Teşekkür Edildi.
lotos68 is on a distinguished road
Alıntı:
tevhiteri´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
sa..ya bu yazdıklarını bilmeyenmi var sen ne için yaptıklarını söyle..a.e.o

İKTİDAR MÜCADELESİ DİYELİM.MUAVİYENİN HALİFELİGE GECMESİ NEBEVİ YÖNETİMİNDE KIRILMA NOKTASINI OLUŞTURUYOR.SALTANAT,SULTANLIK MUAVİYE İLE BAŞLADI BİLİYOSUN.HZ ALİ NEBEVİ YÖNETİMİ,SİYASETİ SÜRDÜREN VE KIRILMAYA MÜSADE ETMEYEN TARAFI TEMSİL EDİYOR.HEKEM OLAYINA AYRICA DEGİNECEGİM İNŞALLAH
lotos68 is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin lotos68'a Teşekkür Edenler
tevhiteri (12-22-2007)
Eski 12-22-2007   #5
tevhiteri
USTA
 
tevhiteri - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
tevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nicetevhiteri is just really nice
sa..aferin doğrusun.a.e.o
tevhiteri is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-23-2007   #6
EBRARIM
ÇIRAK
 
EBRARIM - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 125
Teşekkürler: 29
31 Mesajına 42 kez Teşekkür Edildi.
EBRARIM is on a distinguished road
ALLAH RAZI OLSUN.
__________________
وَقَالَ الرَّسُولُ يَارَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا
الْقُرْآنَ مَهْجُورًا

O gün Elçi diyecek ki;
“Ya Rabbi, be*nim kavmim bu Kur’ân'ı
kendi*lerinden uzak tuttu*lar



(Furkan 25/30)
EBRARIM is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin EBRARIM'a Teşekkür Edenler
tevhiteri (12-23-2007)
Eski 01-09-2008   #7
Ene-Zerre
Ehl-i Sünnet vel Cemaat
 
Ene-Zerre - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 903
Teşekkürler: 600
418 Mesajına 934 kez Teşekkür Edildi.
Ene-Zerre is on a distinguished road
Cenab-ı Hak ellerimizi o kanlı hadiselere bulaştırmadı; o halde biz de o hadiselerden bahsedip dilimizi bulaştırmayalım."
Ömer bin Abdülaziz
Şa'ranî, El-Yevâkit ve'l-Cevahir, 2:69; Bâcurî, Şerhü Cevheretü't-Tevhid, 334.
__________________
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هٰـذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا

Ve Resul dedi ki:Yarabbi!
Şüphesiz benim kavmim bu
Kur'an'ı mehcur(terkedilmiş hale) getirdiler.
(Furkan-30)
Yani terkettiler..

Ve her kim O Rahmanın zikrinden(Kur'an'dan) gaflette bulunursa O'na bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu, O'nun için bir arkadaştır!
Zuhruf 36

“...Helak olan delil üzere helak olsun ve yaşayan da delil üzere yaşasın...”(Enfal 42)

Ene-Zerre is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin Ene-Zerre'a Teşekkür Edenler
lotos68 (01-09-2008)
Eski 01-09-2008   #8
destina
USTA
 
destina - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.660
Teşekkürler: 71
189 Mesajına 252 kez Teşekkür Edildi.
destina is on a distinguished road
Evet katılmaktayım bysniper21 kardeşime..
__________________


"Şüphesiz, Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah'a ve Resûlü'ne iman etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için. Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 8-10)
Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik." (Nisa Suresi, 80)
destina is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-09-2008   #9
Ene-Zerre
Ehl-i Sünnet vel Cemaat
 
Ene-Zerre - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 903
Teşekkürler: 600
418 Mesajına 934 kez Teşekkür Edildi.
Ene-Zerre is on a distinguished road
seni adamdan saymıyorum hafız boşsun sen ondan cevap vermiyorum

Cahil adamın yanında kitab gibi sessiz ol(Mevlana)

Kur’ân ile hadîse, inanmazsa bir kişi,
ona hiç cevâb verme, konuşma bitir işi!

(İmam-ı Rabbani r.a.)

El cevabul ahmak-us sukut(Bediüzzaman)

__________________
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هٰـذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا

Ve Resul dedi ki:Yarabbi!
Şüphesiz benim kavmim bu
Kur'an'ı mehcur(terkedilmiş hale) getirdiler.
(Furkan-30)
Yani terkettiler..

Ve her kim O Rahmanın zikrinden(Kur'an'dan) gaflette bulunursa O'na bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu, O'nun için bir arkadaştır!
Zuhruf 36

“...Helak olan delil üzere helak olsun ve yaşayan da delil üzere yaşasın...”(Enfal 42)

Ene-Zerre is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-09-2008   #10
Ene-Zerre
Ehl-i Sünnet vel Cemaat
 
Ene-Zerre - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 903
Teşekkürler: 600
418 Mesajına 934 kez Teşekkür Edildi.
Ene-Zerre is on a distinguished road
hiç bir cemaat digerini mürted ilan etmez bazı düsturları uygulamıyor der
__________________
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِى اتَّخَذُوا هٰـذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا

Ve Resul dedi ki:Yarabbi!
Şüphesiz benim kavmim bu
Kur'an'ı mehcur(terkedilmiş hale) getirdiler.
(Furkan-30)
Yani terkettiler..

Ve her kim O Rahmanın zikrinden(Kur'an'dan) gaflette bulunursa O'na bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu, O'nun için bir arkadaştır!
Zuhruf 36

“...Helak olan delil üzere helak olsun ve yaşayan da delil üzere yaşasın...”(Enfal 42)

Ene-Zerre is offline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
değil Yeni mesaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:47 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
çakşır