 |
01-16-2008
|
#1
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
GÖktÜrk (orhun) Yazitlari(genİŞ ArŞİv)
ORHUN KİTABELERİ
Toplulukları ''Millet'' yapan unsur, sahip oldukları ortak tarihtir. Ortak tarih eğer yazılı ise millet olmak ve tarihe damga vurmak daha büyük bir önem ve anlam kazanır. Genellikle Çin kaynaklarına başvurularak yazılmak istenen Türk tarihi, 1837 yılında Orhun Kitabeleri'nin bulunmasıyla tarih içindeki hak ettiği yerini almıştır.
Göktürkler bilindiği gibi milattan önceki asırlarda Hunlar tarafından kurulup çeşitli boylar tarafından idare edilen Asya'daki büyük bir imparatorluktur. Göktürk İmparatorluğu kağanlar tarafından idare ediliyordu. Bumin Kağan, Göktürk hakimiyeti kurduğu sene öldü ve üç oğlu sırasıyla kağanlık yaptılar. Göktürk İmparatorluğu'nun doğu kısmı 630 yılında Çin entrikaları ve devlet otoritesinin yıpranması gibi nedenler yüzünden Çin hakimiyetine geçti. Ancak İlteriş Kağan 680 yılında bu hakimiyete son verdi. İlteriş Kağan'ın Bilge Kağan adındaki oğlu, babasının ardından devletin otoritesini daha da güçlendirdi. Tarihe "Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin" olarak geçen Orhun Kitabeleri, İlteriş Kağan'ın oğlu Bilge Kağan döneminde insanlığa kazandırılmıştır.
Türk Adının Geçtiği İlk Türkçe Metin
Bilge Kağan, kardeşi Kül Tigin ve bilge vezir Tonyukuk'un, günümüzde Moğolistan sınırları içinde kalmış bir bölgede, Balbal denen taşlara yazdırdıkları kitabeler, Türk tarihine ışık tutan önemli vesikalardır. Bir hakanın, halkına hesap vermesi, halkın devlete, millete vazifelerinin hatırlatılması, düşmanın entrikalarına nasıl karşılık verileceği ve Türk'ün yüksek ahlak ve seciyesinin anlatıldığı bu kitabelerin bulunması, tarihçiler açısından 19. yüzyılın en önemli olayları arasında gösterilmektedir. Abidelerin birincisi olan Kültigin Abidesi'ni 732'de Bilge Kağan yaptırmıştır. İkinci abide olan Bilge Kağan abidesini, Bilge Kağan'ın ölümünden 1 yıl sonra oğlu yaptırmıştır. Üçüncü abide Tonyukuk abidesi ise, Bilge Kağan'ın kayınpederi Tonyukuk tarafından 720 yılında yaptırılmıştır. Orhun civarında, Orhun alfabesi ile yazılı başka kitabeler de bulunmuştur.
Türk Tarihinde Önemli Bir Dönem
Orhun Kitabeleri'nin bulunuşunun Türk tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Orhun harfleri ile yazılı kitabelerden Cuveyni Tarih-i Cihanküşa adlı kitapta bahsedilmektedir. Ayrıca Çin kaynaklarında da bu kitabelerden bahsedilmektedir.
Orhun Kitabeleri 1899 yılında Rus araştırmacı Yadrintsev tarafından bulunmuştur. Daha sonra Kültigin ve Bilge Kağan Kitabeleri olduğu anlaşılan bu kitabeler 1890 ve 1891 yılında Finlandiyalı ve Rus bilim heyetleri tarafından da incelenmiştir. Yazıtları deşifre eden Danimarkalı tarihçi Vilhelm Thomsen, kitabeleri katalog halinde dünyaya tanıtmıştır. ABD ve Japonya'dan gelen tarihçilerin yaptıkları araştırmada, aynı bölgede 6 yeni kitabe daha bulunmuştur. ABD'de çalışmalar yürüten genç bilim adamı Talat Tekin, Orhun Türkçesinin gramerinden yola çıkarak kitabelerin deşifresini son haline getirmiştir.
Kül Tigin Abidesi
Bilge Kağan tarafından kardeşi Kül Tigin adına yaptırılmıştır. Kağan olmasında önemli rol oynayan Kül Tigin'e duyduğu minnet duygularının ifadesi olarak, Bilge Kağan tarafından yaptırılan Kül Tigin Abidesi, Orhun Kitabeleri arasından en dikkat çekici olanıdır.
Oyuk bir kaide içine oturtulmuş olan Kül Tigin Abidesi, kazılardan çıkarıldığında devrilmiş durumdaydı. Rüzgara maruz kalan kısımları zamanla silinen Kül Tigin abideleri, saf olmayan mermerden yontularak yapılmıştır. Doğu cephesinin üstü kağan işareti ile, Batı cephesi ise büyük bir Çince kitabe ile kaplıdır. Diğer üç cephesi ise Türkçe kitabelerle doludur.
Abidenin civarında türbe enkazı, pek çok heykel parçaları ve abideye çıkan iki tarafı heykeller ve taşlarla dizili 4,5 km'lik bir yol bulunmaktadır. Bu heykeller arasında Kül Tigin'in başı, karısının gövdesi ve yüzünün bir kısmı bulunmuştur. Abidenin ve türbenin inşasında Türk ve Çin sanatkarlar birlikte çalışmışlardır. Yazıları Bilge Kağan'ın yeğeni Yollug Tigin yazmıştır.
Bilge Kağan Abidesi
Kül Tigin Abidesinin 1 km uzağındadır. Çince kitabenin altından Türkçe kitabe devam etmektedir. Ancak Çince kitabe tamamen silinmiştir. Bilge Kağan'ın ölümünden 1 yıl sonra oğlu tarafından yaptırılmıştır. Kitabede Bilge Kağan ve yeğeni Yollug Tigin'in sözleri yer almaktadır. Bilge Kağan Kitabesi hem devrilmiş, hem de parçalanmıştır. O yüzden tahribat ve silinti Bilge Kağan Kitabesinde çok fazladır. Bu abidenin etrafında yine türbe enkazı, heykeller ve balballar bulunmaktadır.
Tonyukuk Abidesi
Diğer iki abidenin biraz daha doğusunda bulunmaktadır. Devrilmemiş dört cepheli iki taş halindedir. İkinci taşta aşınma daha fazladır. Yazılar yukarıdan aşağı doğru yazılmıştır. Bu abideyi, İlteriş Kağan'ın isyanına katılan ve o günden Bilge Kağan devrine kadar devlet idaresinin baş yardımcısı olarak kalan, büyük devlet adamı Tonyukuk, yaşlılık döneminde bizzat diktirmiştir. Yazılı metin Tonyukuk tarafından hazırlanmıştır. (www.turkdunyasi.org)
Kitabeler Korunmalı
Kitabelerde son yıllarda yapılan araştırmalarda büyük bir yıpranma olduğu gözlemlenmiştir. Nitekim kitabeler bulundukları yerde hiçbir muhafaza tedbiri olmadan, açık havada bırakıldıkları takdirde, yıpranmaya devam edecektir. Mevsimler ve gece ile gündüz arasındaki şiddetli ısı farklılıkları, kum ve kar fırtınaları, ayrıca insanlar ile hayvanların tahribatı abidelerin ömrünü oldukça azaltmıştır. Arkeologlar ise Orhun Kitabeleri'nin bir an önce kapalı bir alana alınması gerektiği görüşünde birleşmektedir. Ancak bölgeye gelen turistleri göz önünde bulunduran Moğolistan yetkilileri Orhun Kitabeleri'nin kapalı alana alınması fikrine sıcak bakmamaktadırlar. Türkiye'nin girişimleri sonucunda son yıllarda Orhun Kitabeleri'ni koruma altına alan Moğolistan yetkilileri, insanlık tarihinin en muhteşem kalıntılarının çevre düzenlemesini yapmaya başlamıştır.
Orhun Kitabeleri Restore Ediliyor
Moğolistan Cumhurbaşkanı Natsagin Bagabandi, 1998 yılının Mart ayındaki Türkiye ziyareti sırasında, Orhun Kitabeleri'nin restorasyonu için hazırlanan anlaşmaya imza atmıştı. Devlet Bakanı Abdulhaluk Çay, geçtiğimiz Temmuz ayında Moğolistan'a giderek "Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi"ni yerinde inceledi. Restorasyon projesi kapsamında geçen yıl Moğolistan'a 37 bilim adamı gönderildiğini anımsatan Abdulhaluk Çay, Orhun Abideleri'ne ilişkin taşların koruma altına alındığını bildirdi. Bakan Çay şunları kaydetti:
"Daha evvel bu taşlar üzerinde Japonlar çalışmış ve tahribatlar oluşturmuştu. Ekibimiz tarafından, Japonların yaptığı bu tahribatlarının izalesine çalışıldı ve büyük ölçüde de bu taşlar tedavi edildi. Daha uzun süre o coğrafyada varlığını devam ettirecek hale getirildi."
Bakan Çay, proje kapsamında yer alan Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk abidelerinden oluşan Göktürk Abideleri'nde yürütülen projenin, Türkiye'nin yurt dışında gerçekleştirmiş olduğu en büyük arkeolojik çalışma olduğunu bildirdi. Çay, "Proje tamamlandığında Türk tarihinin yeniden yazılacağını söyleyebilirim" dedi.

|
|
|
|
The Following 2 Users Say Thank You to Kuz3y For This Useful Post:
|
|
01-16-2008
|
#2
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#3
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
Kültigin Anıtı: 3,35 metre yükseklikte, akireçtaşından yapılmış ve dört cephelidir. Doğu-batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleri de aşağıda 46, yukarıda 44 santimetredir. Üst kısım kemer şeklinde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir. Anıttaki satırların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13'er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise, devrin Tang İmparatoru'nun Köl Tigin'in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan'ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong'ın yeğeni Çang Sengün'dür. Köl Tigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan "tepelik" kısımlarında ise, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.
Kültigin anıtının yazıları
Güney Yüzü:
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamıyla işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar ........... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün
doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Ben ebedî taş yontturdum .... Çin kağanından resimci getirdim, resimlettim. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanının maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş
yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin. Ebedî taş yontturdum ... İl ise, şöyle daha erişilir yerde ise, işte öyle erişilir yerde ebedî taş yontturdum, yazdırdım. Onu görüp öyle bilin. Şu taş .... dım. Bu yazıyı yazan yeğeni Yollug Tigin.
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#4
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
Bilgr kağan anıtının yazıları
Doğu Yüzü:
Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı ... Sır, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti ... Türk tanrısı ... üzerinde kağan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki ... dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk'ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefât etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İltiriş kağanı, annem İlbilge Hatun'u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca .... kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz kağanı balbal olarak dikmiş. Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim prens ... Tanrı buyurduğu için on dört yaşımda Tarduş milleti üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir'e, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekun olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş kağanı Türk'üm, milletim idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği, ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip ... Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi ihanet etti, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmen'in yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız milletini tanzim ve tertip edip geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden, gittin! Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdını kul kıldın. Hanımlık kız evlâdını cariye kıldın. O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin, iki şad, küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim ... savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. On yedi yaşımda Tan guta doğru ordu sevk ettim. Tan gut milletini bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini orda aldım. On sekiz yaşımda Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi. Iduk Başta savaştım. O orduyu orda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Iduk Kut soyumdan olan kavim idi, kervan göndermiyor diye ordu sevk ettim. K ... m tâbi kıldım, malını çevirip getirdim. Yirmi iki yaşımda Çin'e doğru ordu sevk ettim. Çaça general, seksen bin asker ile savaştım. Askerini orda öldürdüm. Yirmi altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çike doğru ordu sevk ettim. Örpende savaştım. Askerini mızrakladım. Az milletini aldım ... tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgız'a doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi. Bolçu'da savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balık’a doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım ... askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan ... yok olacaktı ... çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuzbir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım ... Basmıl kara ... Karluk milleti toplanıp geldi ... m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balık!ta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu ... İkinci olarak Andırgu'da savaştım. Askerini mızrakladım ... Üçüncü olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tigin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadız'da savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım ...yıprat ... Otuz iki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuz'a doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik. Oğuz ... düşman ... Tanrı kuvvet verdiği için orda mızrakladım, dağıttım. Tanrı bahşettiği için, ben kazandığım için Türk milleti kazanmıştır. Ben küçük kardeşimle beraber böyle başa geçip kazanmasam Türk milleti ölecekti, yok olacaktı. Türk beyleri, milleti, böyle düşünün, böyle bilin! Oğuz kavmi ... göndermeden, diye ordu sevk ettim. Evini barkını bozdum. Oğuz kavmi Dokuz Tatar ile toplanıp geldi. Aguda iki büyük savaş yaptım. Ordusunu bozdum. İlini orda aldım. Öyle kazanıp ... Tanrı buyurduğu için otuz üç yaşımda ... idi. Seçkin, muhterem, güç beslemiş olan, kahraman kağanına ihanet etti. Üstte Tanrı, mukaddes yer, su, amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin'e doğru gitti. Çin ... bu yere geldi. Besleyeyim diye düşünüp ... millet .... suçla ... güneyde Çin'de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini ... kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım ... toplanıp ... orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum ... ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti ...... Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin'e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ..... Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. At sürüsünü ... askeri toplanıp geldi. Kadırkan ormanına kon ... yerine doğru, suyuna doğru kondu. Güneyde Karluk milletine doğru ordu sevk et diyip Tudun Yamtarı gönderdim, gitti ... Karluk valisi yok olmuş, küçük kardeşi bir kaleye ... kervanı koşmadı. Onu korkutayım diyip ordu sevk ettim. Koruyucu iki üç kişi ile beraber kaçıp gitti. Halk kütlesi kağanım geldi diyip övdü ... ad verdim. Küçük adlı ...
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#5
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
Tonyukuk anıtının yazıları
BİRİNCİ TAŞ (Batı Cephesi)
Ben Bilge Tonyukuk'um. Çin ülkesinde doğdum. Türk milleti Çin'de tutsak idi. Türk milleti hanını bulmayınca Çin'den ayrıldı, han sahibi oldu. Hanını bırakıp yine Çin'e tutsak düştü. Tanrı şöyle demiş: Han verdim, hanını bırakıp tutsak düştün. Tutsak düştüğün için Tanrı öldürdü. Türk milleti öldü, bitti, yok oldu. Türk Sır milletinin yerinde boy kalmadı.
Ormanda, dışarıda kalmış olanlar toplanıp yedi yüz er oldular. İki bölüğü atlı idi, bir bölüğü yaya idi. Yedi yüz kişiyi idare edenlerin büyüğü şad idi; danışman ol dedi, danışmanı ben oldum, Bilge Tonyukuk. (Şadı) kağan mı yapayım diye düşündüm. Arık boğa ile semiz boğa arkada oldukça; semiz boğa mı, arık boğa mı bilinmezmiş diye düşündüm. Bunun üzerine, Tanrı akıl verdiği için onu ben kağan yaptım.
İlteriş Kağan olunca, Bilge Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ile İlteriş, güneyde Çinli'yi, doğuda Kıtay'ı, kuzeyde Oğuz'u pek çok öldürdüler. Danışmanı, yardımcısı ben idim.
Çogay'ın kuzeyi ile Kara Kum'da oturuyorduk.
BİRİNCİ TAŞ (Güney Cephesi)
Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin karnı tok idi. Düşmanımız çevremizde ocak gibi idi, biz ateş idik.
Böyle otururken Oğuz'dan casus geldi. Casusun sözü şöyle idi: Dokuz Oğuz boyu üzerine kağan oturmuş; Çin'e Kunı Sen gün’ü göndermiş; Kıtay'a Tongra Esim'i göndermiş. Şu haberi göndermiş: Azıcık Türk (Köktürk) boyu var; fakat kağanı yiğit, danışmanı bilgili. Bu iki kişi var oldukça seni, Çinliyi öldürecek, diyorum; doğuda Kıtay'ı öldürecek, diyorum; beni, Oğuz'u mutlaka öldürecek diyorum. Çinli, sen güney yönünden saldır; Kıtay, sen doğu yönünden saldır; ben de kuzey yönünden saldırayım; Türk Sır boyunun yerinde hiç kimse kalmasın; mümkünse hepsini yok edelim, diyorum.
Bu haberi işitince gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Bunun üzerine kağanıma arza çıktım. Şunu arz ettim: Çinli, Oğuz, Kıtay... bu üçü birleşirse biz kalırız. Dıştan sarılmış gibiyiz. Yufka iken delmek kolay imiş, ince iken koparmak kolay. Yufka kalın olsa delmek zor imiş, ince yoğun olsa koparmak zor. Doğuda Kıtay'dan, güneyde Çin'den, batıda batılılardan, kuzeyde Oğuz'dan gelecek iki üç bin askerimiz var mı acaba? Böyle arz ettim.
Kağanım, ben Bilge Tonyukuk'un arzını işitti, gönlünce idare et dedi. Kök Öng'ü çiğneyerek Ötüke ormanına doğru orduyu sevkettim. İnek ve yük arabalarıyla Togla'da Oğuz geldi. Üç bin askeri varmış. Biz iki bin idik. Savaştık. Tanrı yarlığadı, yendik. Irmağa döküldüler. Pek çoğu da dağıttığımız yerde öldü.
Ondan sonra Oğuz tamamıyla geldi. Türk milletini Ötüken yerine, beni, Bilge Tonyukuk'u Ötüken yerine yerleşmiş diye işiten güneydeki millet; batıdaki, kuzeydeki, doğudaki millet geldi.
BİRİNCİ TAŞ (Doğu Cephesi)
İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti yaratılalı, Türk kağanı tahta oturalı Şantung şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim. Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptettiler. Uykularını burada bırakıp seferde yatıp kalktılar.
Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Kırgızların güçlü kağanı da düşmanımız oldu. Bu üç kağan anlaşıp Altun ormanında birleşelim demişler. Şöyle anlaşmışlar: Doğuda Türk kağanına doğru sefere çıkalım demişler. Eğer biz üzerine yürümezsek, eninde sonunda o bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için, eninde sonunda o bizi mutlaka öldürecektir. Üçümüz birleşip üzerine yürüyelim, hepsini yok edelim demişler. Türgiş kağanı şöyle demiş: Benim milletim oradadır demiş, Türk (Kök-türk) boyu yine karışıklık içindedir, Oğuz'u yine dardadır demiş.
Bu sözleri işitince gece yine uyuyasım gelmiyordu, gündüz yine oturasım gelmiyordu. 0 zaman düşündüm. İlkin Kırgız üzerine yürüsek daha iyi olur dedim. Kögmen yolu tek imiş; kapanmış diye işitip bu yoldan yürümek olmaz dedim. Kılavuz istedim. Çöllü Az eri buldum. Az ülke (sinde), Anı bel (inde bir yol var) mış; bir at yolu imiş, onunla gitmiş. Onunla konuşup bir atlının gitmiş olduğunu öğrenince bu yolla gitmek mümkün dedim. Düşündüm ve kağanıma;...
BİRİNCİ TAŞ (Kuzey Cephesi)
...arz ettim.
Ordu yürüttüm. At in dedim. Ak Termil'i geçince at bindirdim. At üzerine bindirip karı söktürdüm. Sonra atları yedeğe aldırıp yaya olarak ve ağaçlara tutuna yukarı çıkarttım. Öndeki eri çapraz yürüterek ağaç olan tepeyi aştık. Yuvarlanarak indik. On gecede yandaki engeli dolaşarak gittik. Kılavuz yeri şaşırıp boğazlandı. Bunalıp "kağan, yetiş" demiş. Anı suyuna vardık. O sudan aşağı gittik. Yemek için attan iniyor, atı ağaca bağlıyorduk. Gece gündüz dört nala gittik. Kırgızları uykuda bastık. Uykularını mızrakla açtık. Hanı, ordusunu topladı; savaştık ve yendik. Hanlarını öldürdük. Kırgız boyu kağana teslim oldu, baş eğdi. Geri döndük, Kögmen ormanını dolaşarak geldik.
Kırgız’dan döner dönmez Türgiş kağanından casus geldi. Haberi şöyle idi: Doğudan kağana sefer edelim. Biz yürümezsek onlar bizi, kağanı yiğit, danışmanı bilgili olduğu için eninde sonunda onlar bizi mutlaka öldürecek, demiş. Casus, TÜRKİŞ kağanı çıkmış dedi, On Ok boyu eksiksiz çıkmış dedi: Çin ordusu da varmış.
Bu haberi işittiğimiz sırada katun (kraliçe) vefat etmişti. Kağanım, ben eve ineyim, onun yoğ törenini yapayım dedi. Orduya “gidin Altun ormanında oturun” dedi. “Ordunun başında İni İl Kağan, Tarduş şadı gitsin” dedi. Bilge Tonyukuk’a, bana şunları söyledi : “Bu orduyu ilet” dedi, “ben sana ne söyleyeyim. Kararı istediğin gibi ver” dedi; “gelirse göreceği var, gelmezse haberciyi ve haberi alarak otur” dedi.
Altun ormanında oturduk. Üç casus geldi. Haberleri bir: Kağan orduyu çıkardı. On Ok eksiksiz çıktı. Yarış ovasında toplanalım demişler. Bu haberi işitince haberi kağana yolladım. Handan haber geldi: “Oturun, öncüyü ve nöbetçiyi iyice düzenleyin, baskın yapmayın” demiş. Bögü Kağan bana böyle haber yollamış. Apa Tarkan’a ise gizli haber göndermiş. Bilge Tonyukuk kötüdür, kindardır; yanılır; orduyu yürütelim diyecek; kabul etmeyin.
Bu haberi işitince ordu yürüttüm. Altun ormanını yol olmaksızın aştık. İrtiş ırmağını geçit olmaksızın geçtik. Gece de yol aldık ve Bolçu’ya şafak sökerken ulaştık.”
İKİNCİ TAŞ (Batı Cephesi)
“Haberciyi getirdiler. Sözü şöyle idi: Yarış ovasında yüz bin asker toplandı dedi. Bu sözü işitince beğler, hepbirlikte geri dönelim, zayıfın utancı daha iyidir dediler. Ben şöyle dedim; ben, Bilge Tonyukuk: Altun Ormanını aşarak geldik, İrtiş ırmağını geçerek geldik. Gelenler yiğit dediler duymadılar; tanrı, Umay, mukaddes yer su üzerine çöküverdi. Niçin kaçıyoruz? Çok diye niçin korkuyoruz? Azız diye niçin kendimizi küçümsüyoruz? Hücum edelim dedim. Hücum ettik ve yağmaladık.
İkinci gün ateş gibi kızıp geldiler. Savaştık. Bizden iki ucu, yarısı fazla idi. Tanrı yarlığadığı için çok diye korkmadık ve savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık. Kağanını tuttuk; yabgusunu, şadını orada öldürdük. Elli kadar er yakaladık. Hem o gece halkına haber gönderdik. O haberi işitip On Ok beğleri, halkı hep geldi, baş eğdi. Halkın birazı kaçmıştı. Gelen beğleri ve halkı düzenleyip toplayarak, On Ok ordusunu yürüttüm. Biz de yürüdük. Anı’yı geçtik. İnci ırmağını geçerek Tinsi oğlu denen ebedi Ek dağını aşırdım.”
İKİNCİ TAŞ (Güney Cephesi)
Demir Kapı’ya kadar gittik. Oradan geri döndük. İni İl Kağan’a... Tacikler, Toharlar... ondan berideki Suk başlı Soğdak kavmi hep gelip baş eğdi.
Türk milletinin Demir Kapı’ya , Tinsi Oğlu denen dağa ulaştığı hiç vâki değildi. O yere, ben Bilge Tonyukuk ulaştırdığım için sarı altın, beyaz gümüş, kızıl yak öküzü, eğri deve, mal sıkıntısızca getirdik.
İlteriş kağan, bilgisinden dolayı, yiğitliğinden dolayı Çin ile on yedi defa savaştı. Kıtaylarla yedi defa savaştı. Oğuzlarla beş defa savaştı. Bu savaşlarda da danışmanı hep ben idim. Kumandanı da yine ben idim. İlteriş Kağan’a, Türk’ün hakim kağanına, Türk’ün bilgili kağanına.”
İKİNCİ TAŞ (Doğu Cephesi)
Kapgan Kağan... Gece uyumadı, gündüz oturmadı. Kızıl kanımı dökerek, kara terimi akıtarak işimi gücümü hep ona verdim. Öncüleri yine uzaklara gönderdim; hisarları, gözcüleri çoğalttım; basılan düşmanı getirdim; kağanım ile seferlere çıktık. Tanrı korusun, bu Türk milletinin içinde silahlı düşman dolaştırmadım, damgalı at koşturtmadım. İlteriş Kağan kazanmasaydı, onun ardından ben kazanmasaydım il yine, millet yine yok olacaktı. O kazandığı için, ardından ben kazandığım için il yine il oldu, millet yine millet oldu.
Ben artık yaşlandım, kocadım. Her hangi bir yerdeki kağan sahibi bir millete benim gibisi olsa ne sıkıntıları olabilir?
Türk Bilge Kağan ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.”
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#6
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
Gök-türk (orhun) Yazitlari
GÖK-TÜRK (ORHUN) YAZITLARI
Türk tarihinin belli bir dönemini hikaye ettikten başka bilinen en eski Türk yazısının ve bilhassa Türk dil ve edebiyatının çok önemli belgesi olan Gök-Türk (Kök-Türk) yazıtları, Doğuda Çin sınırlarında yaşamış Türklerin en önemli eserleridir. Bunlar Orhun ırmağının eski yatağı yakınlarında Koço-Çaydam adlı göl civarında dikilmiş anıtlar üzerindeki yazıtlar (kitabeler) dir.
Bir kilometrelik alan üzerindeki bu anıtlar, bugün Moğolistan topraklarındadır.
Göktürk alfabesi ile yazılı bulunan ilk anıtlar, 6. yy Yenisey Kırkızları’na aittir. 8. yy Orhun anıtlarında ise edebi güzelliğe ulaşmıştır. Sayfaları fazlaca olan bu taşların en önemlileri bilge Vezir Tonyukuk adında 720 yılında, kendisi tarafından yazdırılmış Tonyukuk Anıtı ile 731’de ölen Kül Tiğin ve 734’te ölen Bilge Kağan Anıtı olmak üzere üç tanedir.
Bu abidelerin varlığından ilk defa 13. yy İlhanlılar devri tarihçisi Cüveyni (1226-1282) Tarih-i Cihan-Kuşa’sında söz etmiştir. Batılılarca 18. yy ortalarında bulunmuşsa da yazılar ancak 19. yy sonralarında Danimarkalı bilgin Thomsen (1842-1927) tarafından okuna bilmiştir. Türk tarihnin ilk yazılı vesikaları olan bu taşlar, tarih ve edebiyat yönünden büyük değer taşımaktadır.
Bu yazıtların, anlattığı olaylar bakımından en dolgunu ve üslupça en güzeli İlteriş Kutluk Kağan oğlu hükümdar Bilge Kağan’ın, kardeşi Kül Tiğin adına, saygı ve sevgiyle diktirip yazdırmış olduğu Kül Tiğin anıtıdır. Hükümdar ailesinden bir prens (tiğin) olan Yoluğ Tiğin’in kaleme aldığı Kül Tiğin yazıtı Türklerin o zamanki bir Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir edebi metindir. Arıca hükümdar Bilge Kağan ağziyle Türk halkına seslenen eşsiz bir hitabet örneğidir.
“Bu kitabeyi çok gelişmiş, zengin kelimeli bol mecazlı edebi bir hitabe örneği olarak yazan prens, yazıtın güney-batı yüzünü şu sözlerle bitirmektedir:
“Bilge ...Kitabesini ben Yolluğ Tiğin yazdım. Bunca binayı resmi ve heykelleri, süslemeleri ... Hakanın yeğeni Yolluğ Tiğin, ben, bir ay ve dört gün oturup yazdım, süsledim (ve yarattım?)”
Çin emperyalizminin o zamanki usul ve hedeflerini bu yazıtta okurken daha sonra mazlum, dağınık ve vatan duygusunu yitirmiş milletler üzerine yönelen bütün istilacı ve sömürücü emellerin anahtarını buluruz.
Kök-Türk devletinin kuruluşundan sonra 680 yılında Çin pençesine düşerek elli yıl esarette kalan, sonra babası İlteriş Kutluk Kağan tarafından kurtarılan Gök-Türk’lerin ibretli tarihini anlatan bu metinde, Bilge Kağan:
Milli şuuru kaybederek Çince konuşan hatta Çin isimleri almaya başlayan beylerin feci akıbetlerini, millete kötülüklerini ve tutsak oluşlarının başka sebeplerini dile getirmektedir.
Kurtuluşun hikayesini anlatmakta, kendisinin ve kardeşi Kül Tiğin’in millete hizmetlerini sayıp dökmekte halka ümit ve kuvvet telkini yapmakta, çalışmanın faydaları üzerinde durmaktadır. Aşağıda Kül Tiğin Yazıtı’nın bazı kuvvetli parçaları ve bunların bugünkü dilimizle ifadesi görülecek, ayrıca milletin tamamı verilecektir.
KÜL TİĞİN YAZITLARI’NDAN PARÇALAR
1- Türk kara kamag budun ança timiş: “İllig budun ertim, ilim amatı kana? Kimke iliğ kazganur men?” tir ermiş. “Kağanlıg budun ertim, kağanım kanı? Ne kağanka işiğ küçüg birür men?” tir ermiş. Ança tip Tabgaç kağanka yağı bolmış.
2- Türk Oğuz beğleri, budun, eşiding! Öze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budın, ilingin törüngün kim artadı?
3- Barduk yirde edgüg ol erinç: kanıng subça yügürti sönüküng tağça yattı. Beglik urı oğlın kul boldu, işilik kız oğlun küng boldı.
4- Akanım kağan yiti yigirmi erin taşıkmış. “Taşra yorıyur” tiyin kü eşidip balıktaki tağıkmış, tağdaki inmiş, tirilip yitmiş er bolmuş. Tengri küç birdük üçün akanım kağan süsi böri teg ermiş, yağısı koy teg ermiş.
5- İçre aşsız, taşra tonsız yabız, yablak budunda üze olurtım. İnim Kül Tiğin birle sözleştimiz. Akanımız, eçimiz kazganmış budın atı küsi yok bolmaasın tiyin, Türk budın içün tün udımadım; küntüz otırmadım. İnim Kül Tiğin birle, eki şad birle ölü yiti kazgandım.
6- İnim Kül Tiğin kergek boldı. Özüm sakındım. Körür közüm teg, bilir biligim bilmez teg boldı... Kişi oğlı kop ölgeli törümiş.
Bugünkü dilde:
1- Türk halkı şöyle demiş: “Vatanlı millet idim, vatanım şimdi hani? Kime vatan kazanacağım ben” dermiş. “Hakanlı millet idim, hakanım hani? Hangi hakana işimi gücümü vereceğim?” dermiş. Böylece söyleyip Çin hakanına düşman olmuş.
2- Türk Oğuz beyleri, millet işitin! Üsten gök basmasa alttan yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim bozabilir?
3- Vardığın yerde eline geçen şu oldu: Kanın su gibi aktı. Kemiğin dağ gibi yığıldı. Bey gibi oğlun kul oldu. Temiz kız çocuğun odalık oldu...
4- Babam hakan, on yedi erle dışarı kaçmış. “Dışarı yürüyor” diye haber işitince, şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Derlenip yetmiş er olmuşlar. Tanrı güç verdiği için babam hakanın askeri kurt gibi imiş. Düşman koyun gibi imiş.
5- İçi aşsız, dışı giyimsiz, zayıf çaresiz millet üzerine oturdum (Tahta çıktım). Küçük kardeşim Kül Tiğin ile sözleştik: Babamızın, amcamızın kazandığı milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçüğüm Kül Tiğin ve iki şad (şehzade) ile ölürcesine çalıştım.
6- Küçüğüm Kül Tiğin merhum oldu. Ben yas tuttum. Görür gözüm görmez, bilir bilgim bilmez oldu. Kişi oğlu hep ölü türermiş.
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#7
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
Dil Ve Alfabe
DİL VE ALFABE
İslamlıktan önceki Orta Asya Türkçe sinde başlıca iki edebi lehçe meydana gelmiştir. Bunlar, en kuvvetli örneği şu yazıtlarda gördüğümüz Göktürk lehçesi ile aşağıda göreceğimiz Uygur lehçesidir.
Bu yazıtlar çok işlek nesir üslubu ile yazıldığına göre, aynı lehçe ile meydana gelmiş, fakat ele geçmemiş daha birçok eserler olsa gerektir. İlk devre edebiyatının en kuvvetli örneklerini veren bu lehçe, bazı değişmelere uğramış olmakla birlikte Batı (Anadolu) Türkçe sinin kaynağı olmuştur.
Göktürkçe’nin Anadolu Türkçe sinden bazı önemli ayrılıkları şunlardır:
1- Bugün (G) ile başlattığımız sözler, Göktürkçe’de (K) ile başlar. Göz, gelmek, görmek kelimeleri köz, kelmek, körmek şeklindedir.
2- Göktürkçe’deki bazı (T) ler bugün (D) olmuştur. Timiş, tiyip yerine demiş, diyip gibi.
3- Bugün kullandığımız bazı (Y) lerin yerine Göktürkçe’de (D) kullanılmıştır. Ayak, boy, uyumak yerine adak, bod, udımak gibi.
4- Bugünkü bazı (V) lerin yerine Göktürkçe’de (B) vardır: vermek, var, ev yerine bermek, bar, eb gibi.
5- Göktürkçe’de olmak fiili bolmak, su ismi sub şeklindedir.
6- İsmin (i-) hali Göktürkçe’de (-g veya –ig) şeklinde bulunur. Kişi-y-i, ordu-y-u, iş-i, yerine kişiğ, ordug, işig gibi.
7- İsimin (e)hali Göktürkçe’de (-ke, -ga)şeklindedir. Kime kağana yerine kim-ke, kağan-ka gibi.
8- Göktürkçe’de belirsiz isim takımları çoğunlukla takısız söylenir. Türk milleti, Türk hakanı, Gök tanrısı yerine Türk budın, Türk kağan, Kök tengir gibi.
9- Kelimelerden isim ve sıfat türetmeye yarayan –li (lı, lu lü) eki Göktürkçe’de –lig, lıg şeklindedir. Vatan-lı millet, Hakan-lı millet yerlerine il-lig budın, kağanlığ budın gibi.
Göktürk yazıtlarında dil hemen hemen arı Türkçe’dir. Bununla birlikte Konçuy, biti-yad, yalmas (elmas) kamag (kamu) gibi yabancı kelimeler bu metinlerde de bulunmaktadır.
Aradan 1200 yıl geçtiği düşünülürse Gök-Türkçeye göre bugünümüzdeki dilimizde görülün bu değişmeler pek önemli sayılmaz. Yazıtlardaki kelimelerin pek çoğu (Kara, il, kanı (hani), kağan, bey, işitmek, oğul, kul, sözleşmek, taşra, özüm, sakınmak vs.) bugün hemen hiç değişmemiş bulunmamaktadır. Ayrıca anlam veya biçim bakımından az çok değişmiş olarak yaşayan kelimeler pek çoktur.
Göktürk yazıtları, Türklerin icadı olduğu sanılan Orhun alfabesi ile yazılmıştır. Yazıtlarda bu alfabenin en gelişmiş biçimi görülüyor. 6 yy. ait bulunan, Yenisey Kırgızları’nın mezar taşlarında ise, bu alfabenin daha ilkel şekillerine rastlanmıştır. Bu hal, Orhun yazısının Türkler tarafından bulunup geliştirildiğini düşündürmektedir. Ayrıca bu yazının, Türk damgalarından çıkmış olduğu anlaşılıyor. Çünkü, ok ve yay resmini andıran iki harf aynen “ok” ve “ya” diye okunmaktadır. Bu yazının Arami alfabesinden alınmış olup, Türkçüye uydurularak geliştirildiğini söyleye bilginler de vardır.
Köktürk alfabesi 38 harflidir. Harflerin ayrık olarak, sağdan sola veya yukardan aşağıya doğru yazılır. Bu ayrık düzen, Köktürk harflerini kağıda yazılmaktansa, taşa yazılmayı daha uygun kılmıştır. Ne var ki bu yazının kağıt üzerindeki örnekleri de ele geçmiştir. 38 harfin, (4)ü sesli, (26) sı sessiz, 8 tanesi ise birleşik harflerdir.
GÖKTÜRK’LERDE “TANRI” ANLAYIŞI İLE İSLAMİYETTE YÜCE ALLAH ANLAYIŞININ YAKINLIĞI
Göktürk’lerde ve diğer Türk kavimlerinde, İslamiyet’ten önce de, genellikle “put ve maput”lar yoktu. Türkler “mekanı” belli olmayan ve çoğunca gökte oturduğu tasarlanan bir yüce kudrete inanıyorlardı.
Gelecek bölümlerde görüleceği gibi, Türkler, onun için, hiçbir zorluk ve direniş göstermeden, en kısa bir tarih, döneminde, toptan Müslüman oldular. O kadar ki, bugün kendini Türk olarak bilen 300milyon insanın (Japon Denizinden Adriyatik’e kadar) hepsi Müslüman’dır. Hıristiyan veya Musevi olduğu ileri sürülen, az sayıda Türk toplulukları, bu kuralı bozmayacak kadar küçük aykırılar (istisnalar) sayılırlar.
Bu gönülden benimseyişin sebebi, ileride açıklanacağı gibi, bütün Türk kütlerlerin, belki Hunlar’dan bu yana soyut bir tek tanrıya (çoğunda Gök Tanrıya) inanmış bulunmalarıdır.
Türklerin İslam içindeki bu durumları, son ölçüde önemli bir keyfiyettir. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’in indirildiği Arap dilini konuşan, Araplar içinde dahi azımsanmayacak sayıda hıristiyan’lar hala mevcuttur. Arap ırkındandırlar ama Hz. İsa dinine mensupturlar.
Türkler ve Araplardan sonra İslamiyet’in diğer büyük kavimlerinden İranlılar arasında da bir miktar “hıristiyan” bulunuyor. Ancak, daha önemlisi: İranlıların bir bölüğü kendi eski dinlerinin ve esatir (mitoloji)’lerinin etkisi ile İslamiyet’i, esasında uzaklaştırmış ve hatta tanınmaz hale koymuşlardır.Buna karşılık Türklerin ezici çoğunluğu ise Kuran müslümanıdır.
KÜL TİĞİN YAZITI
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilgi Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri, Otuz tatar..! Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle:
Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk Kağanı Ötüğen ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur.
Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor.
Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldanıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti öldün: Tanrı buyruğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep topladım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı?
Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Her ne sözüm varsa ebedi taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız?
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#8
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
Orhun Yazitlari
ORHUN YAZITLARI
A)TÜRKLER VE EDEBİYAT
1)İSLAM ÖNCESİ TÜRKLERDE EDEBİYAT
Her ulusta olduğu gibi,Türkler’de de,daha yazının bilinmediği zamanlar
da dahi sözlü bir edebiyat vardı. Sözlü edebiyat, kuşaktan kuşağa, ağızdan geçerek sürüp giden bir edebiyattır.
İslamlıktan önceki çağlarda,sanatlar birbirlerinden ayrılarak bağımsız hale gelmeden önce, Türk toplumunda şairler aynı zamanda rahip,
büyücü, bilici, hekim, dansçı ve musikci idiler. Bunlara Tonguzlar şaman,
Altay Türkleri kam, Yakutlar oyun, Kırgızlar baksı, Oğuzlar ozan derlerdi. Bunların, Tanrılara kurban sunmak, ölülerin ruhlarının gökyüzüne çıkması için yol göstermek, kötü cinlerin getirebileceği hastalık vb. gibi kötülükleri büyü ile önlemek, hastaları sağıtmak, gelecekten haber vermek gibi görevleri vardı. Bütün bu işler özel törenlerle yapılır, bu törenlerde şamanlar çoşup kendilerinden geçerek çalar, söyler, dans niteliği taşıyan hareketlerle sıçrar, toplumu etkileri altında bırakırlardı. Bu dinsel törenlerde musıki ve dansla birlikte söylenen sözler, Türk şiirinin ilk örnekleri sayılmaktadır.
Din törenleri zamanla din dışı eğlenceler haline gelince, şairlik ayrı bir meslek halini almışsa da, uzun zaman yine musıkicilikle birlikte yürümüş,
şiirle musiki çok daha sonraki devirlerde birbirinden ayrılmıştır. Şairler, o çağda, şiirlerini kopuz denen bir sazla söylerlerdi.
Bu ürünler eski Türk topluluklarının sığır, şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir.
Sığır: Av törenlerine denir.
Şölen: Kurban törenlerine denir.
Yuğ: Yas, ölüm törenlerine denir.
Bu törenler şamanlar, kamlar, baksılar ve ozanlar tarafından yönetilir. Bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk, sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi.
İslamiyet Öncesi Türk Şiirinin Özellikleri:
-Hece ölçüsüyle söylenmiştir.(7’li,8’li,12’li)
-Yarım kafiye kullanılmıştır.
-Nazım birimi dörtlüktür.
-Dildeki kelime sayısı sınırlı kalmıştır,yabancı dillerin etkisi yoktur
-Tabiatla iç içe oldukları için sanatçılar benzetmelerde tabiattan yararlanmışlardır.
-Şiirlerde işlenen konular:kahramanlık,yiğitlik,ölüm,savaş ve aşktır.
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Kuz3y'a Teşekkür Edenler
|
|
01-16-2008
|
#9
|
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 10.218
Teşekkürler: 287
1.705 Mesajına 2.518 kez Teşekkür Edildi.
|
B)orhun Yazitlarinin OluŞumu
B)ORHUN YAZITLARININ OLUŞUMU
1)GÖKTÜRKLER DÖNEMİ KÜLTÜR YAŞAMI
Türk kağanları ve devlet adamları içinde yaşadıkları koşulları çok iyi biliyorlardı. Göktürkler zamanında Türkler’de bir ulus olma bilinci yeşermişti. Orhun Anıtları bunun en açık göstergesidir. Göktürk alfabesi ilk Türk alfabesidir. Yalnız yöneticiler değil,halkın çoğunluğu da okuma,yazma bilirdi.
Kazılarda Göktürkler’e ait çeşitli madeni paralar bulunmuştur. Bayrak olarak altın kurt başını kullanırlardı. Ergenekon destanı nedeniyle Göktürkler bozkurtu kutsal sayıyorlardı. Son yıllarda yapılan kazılarda çeşitli Göktürk heykelleri bulunmuştur. Issık göl yakınlarındaki Barsan harabeleri Göktürk uygarlığının simgesi sayılmaktadır.
Göktürkler’in kayalar üzerine yaptıları resimlerden giyim tarzlarıda anlaşılmaktadır. Çizme,pantolon,uzun kaftan giyiyorlar,saçlarını uzatarak arkalarına bırakıyorlar,sakallarını ise kesiyorlardı. Başlarına kürkten yapılmış börk,savaş sırasında ise tulga giyiyorlardı. Pantolon ve ceketi ilk kullananların Göktürkler olduğu,Avrupa’da Roma çağının sonlarına kadar harmaniyelere sarıldığı,ceket ve pantolonun ilk kez Hunlar tarafından Avrupa’ya getirildiği kaynaklarda yazılmıştır.
Göktürk toplumunun da çeşitli sınıf ve katmanları vardı. Asiller önde gelen kesimdi. Kağan’ın başını çektiği asiller vergi vermezler ve büyük saygı görürlerdi. Kağan’ın zevcesine hatun denirdi ve kadının toplumdaki yeri ön planda idi. Kadınlar erkekelerin yanı sıra toplum yaşamında her alanda çalışırlardı. İslamlığın benimsenmesinden sonra Türkler arasında asillik kalkmış,kadının yeri toplumda iyice gerilemiştir. Kadınlara saldırmanın cezası idamdı.Hırsızlık yapan çaldığının on mislini öder ve toplumdaki yerini yitirirdi. Eğer on mislini ödeyecek serveti yoksa özgürlüğünün yitirir ve köle olarak satılırdı. Evlenme servet ve asillik açısından yakın kesimler arasında olurdu. Asil genç kızlar halktan erkeklerle evlenmezdi.
Göktürkler yemeğe çok meraklıydılar. En çok börek,kaymak,bal ve tatlı yenirdi. Yoksul, zengin herkes günde iki öğün et yiyebilirdi. Az yemek yerlerdi. Bekletilmiş kısrak sütünden yapılmış kımız içerlerdi. Şarap da yaygındı. Sarhoş olmak ayıplanırdı. Yemek yerken müzik dinlenir ve şarkı söylenirdi. Yemekten sonra eller yıkanır ve temiz küçük havlularla silinirdi. Göktürkler’in iki yüzyıl boyunca sürdürdükleri bu kültürel gelenekler daha sonraları Uygur devleti sırasında da sürmüştü.
Göktürkler’de de,Hunlar gibi yılın belirli dönemlerinde çeşitli şenlikler düzenlenirdi. Her yılın beşinci yılında yapılan şenlikler en önemli olanıydı. Şenliklerde at yarışları yapılır,şarkı yarışmaları düzenlenir,kımız içilerek toplu halde şarkılar söylenirdi. Bu şarkılar yazılı olmadığından günümüze yansımamaştır. Göktürkler savaşmayı olduğu kadar eğlenmesini de seven bir toplumdu. Zaferlerden sonra da çeşitli eğlenceler düzenlenirdi. Göktürk eğlenceleri,Hunlardan kalma özelliklerle birlikte daha sonraları kurulan Türk devletlerinde de geleneksel olarak sürdürülmüştür.
Göktürk alfabesi günümüzde alfabenin temeli olmuştur. 38 harf vardır. Bunlardan dört tanesi sesli,geri kalanlar ise sessizdir. Orhun yazıtlarında ortaya çıkarılan Göktürk alfabesinin belirlenmesi Türkoloji çalışmlarında dönüm noktası olmuştuır. O dönemlerde Göktürkler’in yazılı bir alfabeye sahip olmaları kültür açısından ileri bir toplum düzeyinde bulunduklarını göstermektedir. Orhun yazısında sessizlerin yanında çeşitli işaretler de kullanılmıştır. Ayrıca bazı çift sesler de vardır.Vokaller ise çoğunlukla yazılmazlar.
|
|
|
|
The Following 3 Users Say Thank You to Kuz3y For This Useful Post:
|
|
|
Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Konu Seçenekleri |
|
|
| Modları Göster |
Normal Mod
|
Yetkileriniz
|
değil Yeni mesaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:58 .
çakşır
|