İslamiBilinc  
 

Geri Dön   İslamiBilinc >
İSLAMİBİLİNC MEDRESESİ
> Hadis/Sünnet

Hadis/Sünnet Arapça, Türkçe tüm hadisleri burada paylaşabilirsiniz

Etiketler:

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 12-06-2011   #11
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.046
Teşekkürler: 23.226
8.852 Mesajına 17.839 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Enes İbni Mâlikradıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Başına bir musibet geldi diye hiç biriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: Allahım, benim için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu zaman da beni öldür' desin."

Buhârî, Merdâ 19; Daavât 30; Müslim, Zikir 10, 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 9; Nesâî, Cenâiz 1; İbni Mâce Zühd 31

Açıklamalar

Hadîs-i şerîf, başa gelen dünyevî bir belâ ya da musibetin ağırlığı karşısında ölüm istemeyi yasaklamaktadır. Çünkü böyle bir hareket -Allah korusun- neticede intihara kadar gidebilir. Halbuki sabır gösterip dayanmak o sıkıntıdan kurtulmaya vesile olacaktır. Nitekim bir başka hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur:

"Hiç biriniz ölümü temenni etmesin. Ölüm kendisine gelmeden önce onu dâvet etmesin. Çünkü ölenin ameli son bulur. Yaşamak ise, mü'minin hayrını artırır" (Müslim, Zikir 13).

Özellikle dünyevî sıkıntı ve zorluklar karşısında ölümü temenni etmek, âcizliktir. Fakat âcizlik de olsa, bazan ölümü temenni etme zorunluğu doğabilir. İşte bu noktada sevgili Peygamberimiz, yapılması İslâm esaslarına aykırı olmayan ve insan tabiatına da uygun olan bir yolu göstermektedir: Her şeyin hayırlısını isteyerek işi Allah Teâlâ'nın irâde ve ilmine havâle etmek. Bu, hem İslâm'ın hem de Hz. Peygamber'in ne kadar gerçekçi olduğunu göstermektedir. Böyle bir teslimiyet, sıkıntıdaki müslümanı hem iman ve tevekkül çizgisinde tutacak hem de ona sabretme gücü verecektir.

İslâmı iyi bilen ve anlayan bazı âlim ve şâirlerin bile zaman zaman ölümü temenni edecek kadar zorlandıkları olmuştur. Meselâ ilk ve cefâkâr müslümanlardan büyük sahâbî Habbâb İbni Eret hastalandığında kendisini ziyârete gelenlere şöyle demiştir: "Eğer Nebî sallallahu aleyhi ve sellem yasaklamamış olsaydı, hiç şüphesiz ben ölümü temenni ederdim"( bk. 588. hadîs).

Merhum Mehmed Akif Ersoy da vefâtından bir yıl önce 1935'te şunları yazmıştır:

Daha bir müddet emînim ki hayâtın yükünü
Dizlerim titreyerek çekmeye mahkûmum ben.

Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını,

Bana çok görme, ilâhî, bir avuç toprağını..."

Teslimiyet ve temenni, sabır ve özlem herhalde ancak bu kadar güzel ifâde edilebilirdi.İslâm bilginlerinin bir kısmına göre, dînî açıdan fitneye düşme endişesi duyan kimse, ölümü temenni edebilir. Allah yolunda şehid olmayı temenni etmek, temiz bir beldede ölmeyi istemek nasıl güzel görülmüş ise, İmam Nevevî'ye göre dînî bir sebeple ölümü temenni etmek de aynen öyledir. Nitekim Hz. Ömer "Allahım, beni yolunda şehid olmak ve Resûlü'nün beldesinde ölmekle bahtiyar kıl" diye temennide bulunmuştur (bk. Buhârî, Fezâilü'l-Medîne 12 ). Hz. Ömer şehid edildiği zaman kızı Hafsa, "Allah babama istediğini nasip etti" demiştir.


Hadisten Öğrendiklerimiz

l. Allah'a kavuşmak arzusuyla ölümü temenni etmekte bir sakınca yoktur.
2. Ancak başa gelen bir belâ ve musibetten dolayı ölüm istemek, bir anlamda kazâya rızâsızlık olacağı için doğru değildir.



http://www.tahavi.com/hadis/008a.html
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lale For This Useful Post:
C.A.N  (12-07-2011), demet (12-06-2011)
Eski 12-06-2011   #12
''Belinay''
USTA
 
''Belinay'' - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Sep 2011
Mesajlar: 943
Teşekkürler: 1.095
599 Mesajına 1.340 kez Teşekkür Edildi.
''Belinay'' is on a distinguished road
Allah razı olsun sitemize hadis, ayet v.s. yakışıyor,arada değil her zaman olsa ne iyi olur, yoğunluğumdan ben pek katkıda bulunamıyorum da....
__________________



"Zaman gösterdi ki; cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.."
Bediüzzaman Saidi Nursi


Konu ''Belinay'' tarafından (12-06-2011 Saat 18:33 ) de değiştirilmiştir..
''Belinay'' is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin ''Belinay'''a Teşekkür Edenler
lale  (12-06-2011)
Eski 12-06-2011   #13
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.046
Teşekkürler: 23.226
8.852 Mesajına 17.839 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Belinay.
İnşaallah bundan böyle daha sık ekleriz.
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-14-2011   #14
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.046
Teşekkürler: 23.226
8.852 Mesajına 17.839 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış, kenarları sert ve kalın bir hırka vardı. Bir bedevî Resûl-i Ekrem'e yetişerek hırkasını sertçe çekti. Hırkanın boynuna gelen kısmına baktım, bedevînin sertçe çekmesinden dolayı hırkanın kenarı boynuna oturmuştu. Daha sonra bedevî:- Ey Muhammed! Elinde bulunan Allah'a ait mallardan bana da verilmesini söyle, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bedevîye dönüp güldü. Sonra da ona bir şeyler verilmesini emretti.

Buhârî, Humüs 19, Libâs 18, Edeb 68; Müslim, Zekât 128. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 1; Nesâî, Kasâme, 24; İbni Mâce, Libâs 1

Açıklamalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çoğu zaman sade ve basit giyinirdi. Bununla beraber imkânı olanın daha iyi kumaşlardan yapılmış güzel elbiseler giymesini hoşgörürdü. Üzerindeki bir giysiye özenen veya öldüğünde ona sarılmayı düşleyerek elbisesini isteyen kimseye hemen onu çıkarıp verirdi.
O gün, tıpkı Resûl-i Ekrem'in giyindiği kumaş gibi sert ve kaba bir bedevî, beytülmâl dediğimiz devlet hazinesinden kendisine bir şeyler verilmesini istemek üzere Peygamber aleyhisselâm'ın yanına geldi. Karşısındaki bir Peygamber değil de herhangi bir insanmış gibi üzerindeki hırkayı veya bazı rivayetlere göre cübbeyi hızla çekti.
Bu olayın birkaç defa cereyan ettiği kanaatini uyandıran bir başka rivayete göre, bu sert çekişe dayanamayan cübbe yırtıldı ve kenarı Resûlullah Efendimiz'in mübârek boynunda kaldı.
Bunu umursamayan bedevî, herhalde minnet altında kalmamakdüşüncesiyle, kaba bir tavırla:
Muhammed! Elinde bulunan Allah'a ait mallardan bana da vermelerini söyle, dedi. Hiçbir müslüman Peygamber aleyhisselâm'a adıyla hitap etmeyeceğine göre, bedevînin müellefe-i kulûb dediğimiz, gönlü İslâm'a yatıştırılmak istenen kimselerden olduğu anlaşılmaktadır.
Yahut bu olay, Peygamber aleyhisselâm'a adıyla hitap edilmesini yasaklayan âyet [Nûr sûresi (24), 63] nâzil olmadan önce meydana gelmiştir.

Hadîs-i şerîfin yukarıda işaret ettiğimiz Ebû Dâvûd ve Nesâî'deki daha geniş rivayetlerine göre olay Mescid-i Nebevî'de geçti. Bedevî iki deveyle gelmişti. Develeri göstererek:
- Muhammed! Şu iki deveme yiyecek yükle! Bana ne kendi malından ne de babanın malından veriyorsun, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem üç defa:
- Hayır, kendi malımdan vermiyorum, böyle bir düşünceden Allah'a sığınırım. Ama boynumu incitmene karşılık kısas yapmadıkça develerini yüklemem
, dedi.
Bedevî:
- Hayır, vallahi kısas yaptırmam, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şartını üç defa tekrarladı. Fakat bedevî her defasında kısas yaptırmayacağını söyledi. Bunu duyan sahâbîler ayağa fırladılar. Sahâbîlerin bedevîyi yaka paça etmesinden çekinen Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara:
- Sözümü duyanların, ben izin verene kadar yerinden ayrılmamasını istiyorum,
buyurdu. Orada bulunan bir sahâbîye, develerden birine arpa, ötekine hurma yüklemesini emretti. Sonra da sahâbîlerine dağılmalarını söyledi.
İnsanların birbirlerini incitmelerinden dolayı kısas yapmaya, yani bir şahsın kendisini inciten kimseden aynı şekilde hakkını almaya yetkisi bulunduğunu bize öğreten bu olay, Resûlullah Efendimiz'in üstün ahlâkının göz kamaştırıcı misâllerinden birini ortaya koymaktadır.
Bir kimse onun güzel ahlâkının sayısız örneklerini bilmese dahi, sadece bu olaya bakarak, onun gerçekten peygamber olduğu sonucuna varabilir. Kendisine kaba davranan birini affettikten başka, onu ashâb-ı kirâmın elinden kurtarmak, sonra da istediği şeyi kendisine vermek, doğrusu büyük bir olgunluk, eşsiz bir bağışlama örneğidir.
Bedevî kısas yaptırmam diye diretmeseydi, Resûlullah Efendimiz herhalde onun canını yakmayacaktı. Çünkü bedevî bu kabalığı kasten yapmamıştı. Kabalık onların tabiatında vardı. Resûl-i Zîşân bu hareketin kısası gerektirecek bir suç olduğunu söylemekle, hem bedevîye hem de ümmetine bir ders vermiş oldu.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Câhil ve görgüsüz kimselere tahammül etmek, onları hoşgörmek peygamber ahlâkıdır.

2. Peygamber Efendimiz kaba ve haşin bedevîler tarafından birçok defa rahatsız edilmiş, her defasında onları bağışlamıştır.


3. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bazı kimseleri İslâm'a ısındırmak düşüncesiyle, kendilerine devlet hazinesinin zekât veya ganimet gibi gelirlerinden dağıtırdı.



Riyazü's Salihin
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lale For This Useful Post:
C.A.N  (01-02-2012), demet (12-14-2011)
Eski 12-31-2011   #15
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.046
Teşekkürler: 23.226
8.852 Mesajına 17.839 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Ebû İbrahim Abdullah İbni Ebû Evfâ radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, düşmanla karşılaştığı gazalardan birinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem güneş tepe noktasından batıya doğru meyledinceye kadar bekledi, sonra kalktı ve:

- "Ey müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz; Allahtan âfiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz ve biliniz ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır"
buyurdu.

Sonra Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua etti:


"Ey kitab'ı (Kur'an'ı) indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allahım, şu düşmanı perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!"
Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20


Abdullah İbni Ebû Evfâ


Abdullah İbni Ebû Evfâ'nın hem kendisi hem de babası sahâbîdir. Bey'aturrıdvân'da bulunmuş
, Huneyn'e ve daha sonraki savaşlara iştirak etmiştir. Künyesi Ebû İbrahim'dir. Hz. Peygamber'in vefatına kadar Medine'den ayrılmayan Abdullah, Resûlullah'ın vefâtından sonra Kûfe'ye gitti. Kendisinin 95 rivayeti vardır. Bunlardan on tanesini Buhârî ve Müslim müştereken; beş tanesini sadece Buhârî, bir tanesini de sadece Müslim rivâyet etmiştir. Ömrünün sonlarında gözlerini kaybeden Abdullah, Kûfe'de en son vefat eden sahâbî oldu.
Allah ondan razı olsun.


Açıklamalar


Sabrın en son ve en çok lâzım olduğu yeri yani cihadı dikkatlerimize sunmak üzere Nevevî, bu hadisi sabır konusunun sonunda zikretmektedir. Resûlullah'ın düşmanla savaşmak için güneşin tepe noktasından batıya kaymasını beklemesi, havanın biraz serinlemesini ve duaların makbul olduğu namaz vaktinin girmesini istemesinden olsa gerektir.
Düşmanla karşılaşmayı temenni etmek, bir anlamda kendine aşırı güvenmek ve düşmanı küçümsemek demektir. Düşmanla karşılaşmayı istemek ahlâkî bir zaaf, kendisine aşırı güvenmek ise, çok büyük taktik hatasıdır. Her ikisi de insanın başarısını değil, yenilgi ve perişanlığını hazırlar. 1327 ve 1354 numaralarda tekrarlanacak olan bu hadis ile şu âyetler arasında tam bir uyum ve paralellik bulunmaktadır:

"Ey iman edenler! Bir bölükle karşılaşırsanız sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya ulaşasınız. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin; çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir. Yurtlarından şımararak, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan men edenler gibi olmayın" [Enfâl sûresi (8),45-47].


Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi asıl yapılacak iş, Allah'tan âfiyet dilemektir. Dünya ve âhirette âfiyet, belâsız ve sıkıntısız bir hayat istemek elbette en tabiî iştir. Akıllı insan, durduğu yerde başına iş açmak istemez. Ancak, kendi iradesi dışında düşmanla karşılaşan mü'min, müslümana yakışan bir tavır sergileyerek sabredecektir. Zira cennete giden yollardan biri de cihaddır. Yani "Cennet kılıçların gölgesi altındadır". Savaşın tahmini ve tahammülü güç sıkıntılarına, acılarına sabretmek, hem zaferi hem de Allah rızasını kazandırır.
Hz. Peygamber hadisimizin sonundaki duayı -Buhârî'nin bir rivâyetinden öğrendiğimize göre- Hendek Gazvesi'nde yapmıştır. Belâya, musibete ve düşmana sabretmekte duanın büyük bir yardımcı olduğu da böylece ortaya çıkmaktadır.
Nitekim yukarıda meâlini verdiğimiz âyette de "Düşmanla karşılaşırsanız sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya ulaşasınız" buyurulmuş, sabır ile Allah'ı anmak ve O'na yalvarmak arasında sıkı bir bağın bulunduğuna dikkat çekilmiştir.


O halde şöyle diyebiliriz: İlk hadiste " nûrdur" diye tarif edilen sabrı ve o nûrun insana vereceği dayanma gücünü, Allah'ı anmak ve O'na yalvarmak arttırmaktadır. Sabrımıza dualarımızla, kendimize de sabrımızla yardımcı olmak, dolayısıyla güçlü ve dayanıklı birer müslüman olarak yaşamak biz müslümanlara düşmektedir.Allah yardımcımız olsun.


Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Savaşta sabır, zafere ulaşmanın temel şartıdır.
2. Sabrın en çok gerekli olduğu yer, düşman karşısıdır.
3. Sabır, Allah'a güven ve güçlü bir imanın göstergesidir.


Riyazü's Salihin
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin lale'a Teşekkür Edenler
C.A.N  (01-02-2012)
Eski 01-02-2012   #16
C.A.N
Administrator
 
C.A.N - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 5.719
Teşekkürler: 8.755
3.224 Mesajına 5.814 kez Teşekkür Edildi.
C.A.N is on a distinguished road
Bilgilendirici hayırlı paylaşımların için Allah Razı Olsun ablacım...
__________________
Düzenim Bozulur,Hayatımın Altı Üstüne Gelir Diye Endişe Etme.

Nereden Bilebilirsin Hayatın Altının Üstünden Daha İyi Olmayacağını?

Şems-i Tebrizi



C.A.N is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-02-2012   #17
Yağmur@Yürek
USTA
 
Yağmur@Yürek - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Dec 2010
Mesajlar: 4.461
Teşekkürler: 2.146
2.131 Mesajına 5.078 kez Teşekkür Edildi.
Yağmur@Yürek is on a distinguished road
Çok yararlı bir paylaşim ....Rabbim razı olsun emeğine saglık
__________________
Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol

Yağmur@Yürek is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-02-2012   #18
kerem 8
USTA
 
kerem 8 - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Aug 2011
Mesajlar: 660
Teşekkürler: 368
205 Mesajına 403 kez Teşekkür Edildi.
kerem 8 is on a distinguished road
kerem 8 is offline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
değil Yeni mesaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevap var Son Mesaj
Bir Hadis zelal Hadis/Sünnet 0 02-15-2009 20:38
Hadis Ve Hadis çeşitleri lale Hadis/Sünnet 9 02-01-2009 16:27
40 Hadis Kuz3y Hadis/Sünnet 4 05-03-2007 22:14
*** Hadis...*** Kuz3y Hadis/Sünnet 0 12-25-2006 19:31
Anti-Virüs Programları Açıklamaları ve Download Lingleri eReN_ Full Programlar 6 10-10-2006 23:30


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:12 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
çakşır