İslamiBilinc  
 

Geri Dön   İslamiBilinc >
İSLAMİBİLİNC MEDRESESİ
> Hadis/Sünnet

Hadis/Sünnet Arapça, Türkçe tüm hadisleri burada paylaşabilirsiniz

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 03-12-2009   #1
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Online Sünnet Müdafası

Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran; 3/103)
"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (en-Nisâ; 4/1),
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (el-Ahzâb; 33/70-71)
Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.;
Öyle fitnelerin karanlığı içindeyiz ki, bu karanlık içinde tek ışığımız Allah’ın Kitabı ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin nuru olup, bizleri bu ışıktan mahrum etmeye çalışanların şerrinden Rabbimize sığınıyoruz.
Allah’ın apaçık hidayet yolu, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mucizesi, hiçbir batılın yanaşamadığı kitap olan Kur’an-ı Kerim’e doğrudan tasallut edemeyeceğini anlamış bulunan İslam düşmanları, Kur’an’ın açıklaması mahiyetinde olan, Kur’an ile aynı kaynaktan vahyedilen Sünnet’i devreden çıkarıp, Kur’an’ı heva ve hevesleri doğrultusunda izah ettirebilmek ve böylelikle İslam Dini’ni geçersiz kılabilmek için sistemli bir çalışma içine girmiştirler.
Zira Ömer Bin el-Hattab radıyallahu anh buyuruyordu ki;
“Bir takım insanlar gelecek, Kuran’ın (değişik şekillerde anlaşılabilecek olan) müteşabihleri hususunda sizinle mücadele edecekler. O halde onların yakasına sünnetlerle sarılın. Çünkü sünnetleri bilenler, Allah’ın kitabını en iyi bilenlerdir.”[1]
Bahsedilen bu sistemli çalışma için harekete geçen müsteşrikler, İslam tarihinden malzeme aramaya başladı ve Hicri 3. asırda ortaya çıkmış ve İslam uleması tarafından bertaraf edilmiş olan sünnet inkarcılığını yeniden gündeme getirdiler. Reinhart Dozy, Leone Caetani, Ignaz Goldziher, Schacht gibi bazı müsteşrikler Sahabeleri (özellikle Ebu Hureyre r.a. gibi hadislerin çoğunun kendilerinden geldiği sahabeleri) ve kıymetli hadis imamlarını iftiralarıyla itham etmeye başladılar. Onların bu fitnelerine yakın geçmişte ve günümüzde reddiyeler ile cevaplar verilmiş olmasına rağmen, kalplerinde nifak tohumu gizli bulunan, makam, şöhret gibi dünyalık mansıplar peşinde olan, ya da kâfirlere hoş görünme kompleksi illetine tutulmuş zavallılar itibar etmiş, müsteşriklerin ve misyonerlerin ekmeğine bal sürmüşlerdir.
Irak, Mısır, Hindistan gibi dış tesirlerin altında kalmış İslam ülkelerinde bu akım neşvu nema buldu ve zamanla dar çaplı da olsa diğer İslam ülkelerinde menfi hareketler görüldü.[2] Mesela dini bir tahsil görmemiş olan Libya lideri Muammer Kaddafi, Yeşil Kitap adlı eserinde Kur’an’dan başka kaynak kabul etmediğini söyleyerek[3] şu hadisi doğrulamış oldu;
“Şunu kesin olarak biliniz ki; Bana Kur’an ve onun bir misli daha verilmiştir. Karnı tok olduğu halde rahat koltuğuna oturarak; “Şu Kur’an’a sarılınız; onda helal olarak neyi görüyorsanız onu helal kabul ediniz, neyi de haram görüyorsanız onu da haram biliniz” diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir. Dikkat edin! Hiç şüphesiz Allah Rasulünün yasak ettiği şey de Allah’ın haram ettiği şey gibidir.”[4]
Mısır’da Mahmud Ebu Reyye adında, hadisler etrafında kasıtlı olarak şüpheler uyandırmaya çalışan birisi zuhur etti.[5] Onun görüşlerini hatasıyla savabıyla, Türkiye’de birileri aynen iktibas etti. İşte bu da, şu hadislerin tezahürüdür;
Muaz Bin Cebel r.a. dedi ki; “Şüpheye düşenler helak oldu! Sizden sonra birtakım fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kur’an meydanda olacak, erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük, herkesin elinde Kur’an olacak. İçlerinden biri şöyle diyecek;
“İnsanlara ne oluyor da bana tabi olmuyorlar? Ben Kur’an okuyorum yine de bana kimse uymadı. Galiba ben onlara başka bir yenilik çıkarmadıkça bana uymayacaklar.” Böylece ne Allah'ın kitabında ne de Rasulü'nün sünnetinde olmayan şeyler ortaya atacaktır. Böyle bir kişinin uydurduklarından sakının! Zira ortaya çıkardığı (bidat) şeyler dalalet ve sapıklıktır. Hikmet sahibi kimselerin sürçmelerinden de sakının! Çünkü şeytan bazen, hikmet sahiplerinin dili üzerine dalalet ve sapıklık sözünü, münafıkların dili üzerine de hak sözü atar. Hikmet sahiplerinin şüpheli sözlerinden sakının ki, o sözleri işittiğinde "Bu da ne demek?" dersin. Bu seni ondan alıkoymasın. Zira o, bu hatasından dönebilir. Hak sözde ise aydınlık vardır.”[6]
Yaşar Nuri, Mi’rac gibi mütevatir hadisler ile sabit olmuş hususları inkar ederken, işine gelen yerlerde zayıf ve uydurma hadisleri delil getirmesi, ancak Arapça’dan ve hadis ilimlerinden habersiz kimselerin yapabileceği türden hatalar yapması, Yahudi ve Hristiyanların Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmeleri gerekmediğini iddia ederek Kur’an’a muhalefet etmesi[7], kafirlere hoş görüyü ön plana çıkardığı halde Müslümanlara insafsızca hakaretlerde bulunması, ülkenin siyasi atmosferine göre ani bir şekilde görüşler değiştirmesi ve daha bir çok açıklar vermesi ile samimiyetsizliğini tebeyyün ettirdi ve ipliği pazara çıktı.
Yukarıdaki rivayette geçen; “bazen şeytan münafığın dili üzerine de doğru sözü atar” ifadesi; bid’at ehlinin İslam’ı savunmak adına söyledikleri hak sözlere aldanmayıp, onlara itibar edilmemesi hususunda aydınlatıcı bir tavsiyedir.
İbnu Ömer radıyallahu anhuma merfuan rivayet ediyor; “Süleyman aleyhisselam’ın bağlamış olduğu bazı şeytanların insanları din konusunda bilgilendirmek üzere ortaya çıkmaları yakındır.”[8]
Bu hadis de bizlere, bir kimsenin her ne kadar din hakkında bilgisi çok da olsa, ona itibar etme hususunda bunun yeterli olmadığını, itikadının da araştırılması gerektiğini tavsiye ediyor ve birilerine körü körüne teslimiyetin en ciddi fitnelerden biri olduğunu belirtiyor.
Diğer bir hadisi şerifte de buyrulur ki; “Ümmetimden Ehl-i Kitab’dan bir cemaat ve Ehl-i Liben helak olacak!” Bunların kimler olduğu sorulduğunda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ehli Kitab; Allah’ın Kitabını öğrenip Müslümanların alimleri ile mücadele edecek, Ehli Liben(avam halk) ise şehvetlerine uyup namazı terk edecektir.”[9]
Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1996 yılında İslam Araştırmaları birincilik ödülü Dr. Bünyamin Erul’un; “Sahabenin Sünnet Anlayışı” adlı çalışmasına verildi. M. Said Hatiboğlu, Mehmed Aydın, İlber Ortaylı, S. Hayri Bolay, Ali Bardakoğlu, Abdurrahman Küçük, Bahettin Yediyıldız gibi İlahiyatçı, tarihçi akademisyenlerden oluşan jürinin tasvib edip, birinciliğe layık gördüğü Bünyamin Erul’a, çalışmaları esnasında İ.Hakkı Ünal ve Hayri Kırbaşoğlu gibi ilahiyat profesörlerinin yardım ettiği belirtiliyor. Bu eserde geçen şu ifadeler Akademik çevrelerin nasıl içler acısı bir halde olduğunu gösteriyor;
“…Şayet bu rivayet sahih ise, Hz. Peygamber, çevresindeki bazı inanışlardan etkilenmiş ve bir ihtimal olarak bunu zikredebilmiştir. Nitekim onun, deve sütü içmediği halde koyun sütünü içmesiyle, farenin Yahudilere benzemesi dolayısıyle, İsrailoğullarından kaybolan topluluğun fareye çevrildiğini zannetmesi de ya bir beşer olarak kendi zan ve tahmininden ya da çevre kültüründen kaynaklanmıştır…”[10]
Allah ve Rasulü’ne iman etmiş(!) bir kimse nasıl bunları söyler? Allah ve Rasulü’ne iman etmiş(!) bir jüri komisyonu nasıl bunları din adına tasvib edip ödüle layık görür?..
M. Said Hatipoğlu, Mehmet Görmez, M. Emin Özafşar, Bünyamin Erul, Hayri Kırbaşoğlu gibi isimlerin bir araya geldiği İslamiyat adlı üç ayda bir yayınlanan dergi, masum görünümü altında Fazlurrahman’ın kesif bir hadis inkarcılığı kokusunu neşretmektedir. Rabbim bizi ve bu kardeşlerimizi “insanları din konusunda bilgilendirecek şeytanlardan” olmaktan korusun.
İnşaallah, sünnet aleyhtarlarının aynı zamanda Kur’an aleyhtarı oldukları bu çalışmada gözler önüne serilecektir.[11]
“Ey ehl-i kitap! Size Rasulümüz geldi. Kitaptan gizlemekte olduğunuz şeylerin birçoğunu size açıklıyor, birçoğunu da affediyor. Muhakkak size Allah’dan bir nur (Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem) ve apaçık bir kitap (Kur’an) geldi. Onunla Allah, kendi rızasına uyanları selamet yollarına eriştirir ve izniyle onları, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola ulaştırır.”(Maide 15-16)
Tevfik Allah’tandır.



[1] Darimi(Mukaddime,17) İbni Abdilberr Camiu Beyanil İlm(2/123) Suyuti el-İtkan(2/11) Kasımi Mehasinut Te’vil(1/68) Acurri Şeriat(s46, 48, no:91) İbni Hazm İhkam(2/250) Hatib; el-Fakih(1/234) Bkz.: Lalekai Sünnet(203)
[2] Bkz.: Dirasat Fi Hadisin Nebevi(1/26v.d.)Tuhfetul Ahvezi(7/425)
[3] Rehber Ansiklopedisi (14/249)
[4] Bu hadis, Ebu Rafi, Mikdam bin Madikerib, İbraz bin Sariye, Ebu Hureyre, Cabir bin Abdullah, Halid bin Velid, Ebu Said el-Hudri, Tavus ve Muhammed bin el-Münkedir radıyallahu anhum'den merfuan rivayet edilmiş, sahih bir hadistir. Bkz.: Elbani Sahiha(882) Buhari Tarihul Kebir(7/288) Darimi(586) Ahmed(2/367, 483, 4/132, 6/8) Ebu Davud(4604-5) Taberani(1/386, 4/181, 20/274, 283) İbni Mace(12,13) İbni Hibban(13) Beyhaki Sünen(7/76, 3/331, 332, 7/76, 9/204) Beyhaki Delail(6/549) Beyhaki İtikad(s.228) Tirmizi(2663-4) Hakim(1/190) İbn Şahin Nasihul Hadis(s.695) Şafii Risale(s.89, 90, 225, 403) Şafii Müsned(729, 1154) Humeydi(551) İbni Hazm el İhkam(2/159, 202, 1/151) Hatib, el-Fakih vel-Mütefekkıh(1/88, 89) Hatib, el-Kifaye(12, 16, 17) İbni Abdilberr Camiul Beyanil İlm(2/189) İbni Abdilberr et-Temhid(1/149, 151) Begavi Şerhus Sünne(1/200) Hazımi el-İtibar(s.5) Mecmauz Zevaid(1/154-155) Ebu Ya’la(3/346) Kadı Iyaz Şifa(s387) Hattabi Mealimus Sünen(7/8) Mişkat(163) Metalibu Aliye(3081) Acurri Şeriat(92-94) Iraki Tarhut Tesrib(2/35) Tahavi Meanil Asar(4/209) Lealiül Masnua(1/195) Firuzabadi Sifrus Sade(s259) Taberani Müsnedi Şamiyyin(1061) İbni Kuteybe Te’vil(s307) Beyhaki Marifetus Süneni vel-Asar(1/67) Abdurrezzak(8766) Suyuti El-Havi(1/471)
[5] Ebu Reyye hakkında bkz.: Nureddin Itr ve Yaşar Kandemir; “Ebu Reyye” TDVİA (10/214)
[6] İsnadı sahihtir. Ebu Davud(4611) Hakim(4/466) Beyhaki(10/210) Beyhaki Şuabul İman(6/484) Firyabi Sıfatul Munafık(s.58) Lalkai İtikad(1/88) Abdurrazzak(11/363) Darimi(205) Acurrî eş-Şerîa(s.45) İbn Asakir Tarihu Dımeşk(65/337) Ebu Nuaym Hilyetul Evliya(1/230) Cem’ül Fevaid(302, 9790) İbni Teymiye Fetava(5/89) İbni Kesir Camiül Mesanid(11/487)
[7] Yaşar Nuri Öztürk’ün dostlarından olan ve kendisini “İslam rölativizminin ve humanizminin çağdaş bir temsilcisi” olarak tanıtan Melami Şeyhi Avukat Yusuf Ziya İnan’ın da itikad çizgisi bundan pek farklı değildir. Y.Ziya İnan’ın Mesaj I adlı eseri Ehli Sünnet itikadından ayrılışının apaçık bir belgesidir. Bu kaymış düzlemde giden Zekeriya Beyaz, Süleyman Ateş gibi isimleri de herkes biliyor.
[8] Müslim(mukaddime; 7, 1/2) Darimi(434) Deylemi(3463) İbni Mace(4076) Cem’ül Fevaid(7943) Lealiul Masnua(1/228) İbni Adiy el-Kamil(1/208) Ukayli Duafa(2/213) Nuaym Bin Hammad Fiten(s391)
[9] Taberani(17/297) Hakim(2/374) Kenz(29137) Deylemi(6999) Ahmed(4/155) Ebu Ya’la(1746) Mecmauz Zevaid(2/194) Maksadu Ali(372) Buhari Halku Ef’alil İbad(615) İbni Abdilberr Cami(2/193) Fesevi Ma’rife(2/97) İbni Abdilhakem Futuhul Mısır(s.293) RiyazusSalihin(169) İbni Kesir(3/135) Kasımi Mehasinut Te’vil(1/168)
[10] Bünyamin Erul; Sahabenin Sünnet Anlayışı (s.246)
[11] Kitabımızdaki ayetler ile ilgili başlıkların çoğu, sayın Mevlüt Güngör’ün “sünnet” konulu sempozyum tebliğinden alınmıştır. Bu başlıklar altındaki izahlar tarafımızdan hazırlanmıştır.

Konu lale tarafından (03-12-2009 Saat 22:40 ) de değiştirilmiştir..
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lale For This Useful Post:
*perwerder* (03-25-2009), bilge_66  (03-13-2009)
Eski 03-13-2009   #2
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Sünnet’in Allah Tarafından Korunması

İbni Hazm der ki; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in din konusunda konuştuğu her söz, Allah’tan bir vahiydir. Bunda şüphe yoktur. Allah’tan inen vahyin hepsinin “indirilmiş bir zikir” olduğu konusunda şeriat ve lugat âlimleri ittifak etmişlerdir. Vahyin hepsi korunmuştur. Allah’ın korumasını üstlendiği her şeyin, zayi edilmeyeceği garantilenmiştir. Aksi halde Allah’ın kelamı, yalan olurdu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in din konusunda konuştuğu şeylerin zayi edileceğine ve aralarına batılın karışacağına dair hiçbir yol yoktur. Buraya bir yol bulunsaydı, Allah Teala’nın; “O zikri biz indirdik, Onun koruyucusu da elbette biziz.”(Hicr 9) Kavlinin yalan olması gerekirdi ki, bunu Müslüman söylemez…
Korunması vaad edilen zikr’i, yalnızca Kur’an’a hamledenlerin delili yoktur. Zikr, Allah’ın Kur’an’dan, Kur’an’ı açıklayan ve vahiy olan sünnetten, peygamberine inen her şeye verilen bir isimdir. Zira Allah Teala; “Onları açık delillerle ve kitaplarla (gönderdik, sana da zikri indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar.”(Nahl 44) ayetiyle Rasulullah’ı Kur’an’ı açıklamaya da memur kılmıştır.” [36]
İbni Hazm haklıdır, zira Allah Teala, namaz, hac ve zekatla ilgili emirlerini hep mücmel olarak vermiştir. Mesela; Kur’an’da; “namazı kılın” emri vardır. Fakat namazla ilgili hiçbir malumat yoktur. Biliyoruz ki, Cibril gelmiş ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e beş vakit namazı ayrı ayrı, kıyam, kıraat, ruku, sücud ve rekat sayılarını da belirleyerek kıldırmıştır.[37] Şimdi namaz için getirilen bu tafsilatı vahyin dışında bir şey kabul etmemiz mümkün müdür? Öyleyse bunlar da vahiydir, korunmuştur.[38]
İbni Kayyım da şunları söyler; “Cenabı Hak size gücünüzün yetmediği bir şey yüklemez” ayetine binaen Allah’ın kullara bilmedikleri mechul bir şey veya imkansız bir şeyi farz kılması mümkün değildir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ittiba ve itaatin mükemmel manasının gerçekleşmesi için sünneti seniyye kıyamete kadar mahfuz, korunmuş olarak kalacak ve kıyamete kadar devam edecek demektir bunun manası. Allah Azze ve Celle, kevni emriyle Kuran-ı Kerim’i koruma noktasını garantisi altına, aldığı gibi insanlardan hiç kimse bunu korumasa bile Allah’ın Kuran’ı koruduğu gibi, aynı şekilde Kuran’ın şerhi hüviyetindeki sünneti seniyyeyi de, Kuran’ı, Sünneti himaye eden sünneti seniyye için gayret sarf eden âlimleri vasıtasıyla koruma altına almıştır.
İbnu Kuteybe de, sünneti muhafaza yolundaki gayretlerden şöyle bahseder; “Ehl-i hadis hakikati bulabilecekleri yerlerde araştırdılar. Şarkta ve garpta, karada ve denizde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerini, eserlerini aramaları ve Onun sünnetine uymaları sebebiyle Allah’a yakınlık sağladılar. Onlardan biri bir tek hadis için yaya yola çıkar, ıssız çöllerde konaklar ve bunu sadece o hadisi nakledenin ağzından işitebilmek için yaparlardı. Sonra hadis alimleri, sahihini ve sakimini, nasihini ve mensuhunu, fakihlerden kimlerin hadislere muhalif görüş ileri sürdüğünü anlayasıya kadar hadisleri araştırmaya ve incelemeye devam ettiler…”[39]
İmam Şafii, El-Ümm adlı eserinin, “Cimaul İlm” bölümünde, sünnetin fonksiyonunu iyi bilmeyen, onu zanni delil kabul eden, hatta inkâr eden bir sözcü ile yaptığı münakaşayı nakleder. Oldukça uzun süren bu tartışmanın özeti şöyledir;
Muarız; “Biz sana bu kitabı her şeyin açıklaması olarak indirdik” ayeti her şeyin Kur’anda açıklandığını bildiriyor. Kuran’ın bir kelimesini bile inkâr eden kâfir olur. Öyleyse neye dayanarak, herhangi bir emir hakkında; “burada bu farz manasınadır”, “burada hastır”, “burada falan şeye delalet vardır” diye farklı hükümler ortaya çıkarılıyor? Sonra hadis ravileri hakkında zaman zaman “falanca hata etti” dersiniz. Şu halde biz de hadislerden bazısını kabul etmesek ne lazım gelir?”
İmam Şafii, önce Hikmet’in sünnet manasına geldiğini ispatlar ve der ki; “Allah’ın Kitabının ve ahkâmının dili olan Arapçayı bilmek, kişiyi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen haberleri de kabule sevk eder. Öyleyse bu bilgi de, ümmete nakledilen haberlerle ulaşacaktır. Dolayısıyla o haberleri kabul etmek gerekir.
Allah Teala Nisa suresi 65. ayetinde Rasulüne ittiba ve onun hükmüne teslimiyet gösterilmesini emretmiş, Nisa suresi 80. ayetinde Rasul’e itaat edenin Allah’a itaat etmiş olduğunu bildirmiştir. Demek ki Allah’ın hükmünü bildiren Kitap’tan ayrı olarak, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e vahyedilen hüküm de vardır.
Haşr suresi 7. ayeti, Rasul’ün emir ve nehyine sarılmamızı istiyor. Peki bu farz bize olduğu gibi bizden önce yaşamış olanlara ve bizden sonra yaşayacaklara da şamil değil midir? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i görmeyenlerin bu farzlara ulaşmalarının, ondan nakledilecek haberlerden başka yolu var mıdır?”
Daha sonra İmam Şafii, Kuran’da bulunan bazı umumi hükümlerden, husus kastedildiğini, bunun ise ancak sünnetin tahsisi ile olduğunu anlatır. (namaz umumi emrinden hayızlı kadınların hariç tutulması, zekât hükmüne sadece bazı malların tabi tutulması, vasiyet hükmünün feraiz ayetleriyle nesh edilmesi, miras ayetlerinin bütün anne, baba ve çocuklara şamil olduğu halde, kâfir olanların miras harici bırakılması gibi istisnaların sünnet ile yapılmasını buna misal verir.)
Muarız; “Haklısın şimdiye kadar ki iddialarımın hatalı olduğunu kabul ediyorum. Bazıları da Kitab’da beyan olması halinde hadisi kabul etmiyorlar. Namaz emrini sadece bir rekat kılmakla yerine getireceğini düşünüyor. Ne namaz vakitleri, ne de rekat sayıları söz konusu değil. Fakat neyse, bunlardaki tutarsızlığı anladım. Peki, zanni delil (sünnet) ile kati bir haramın nasıl olup da mübah kılındığını bana izah edebilir misin?”
İmam Şafii; “Elbette. Bak şu yanında duran adamın kanı ve malı dokunulmaz değil mi? İki şahit dese ki; “Bu kişi falancayı öldürdü ve elindeki malını aldı ve işte yanındaki mal da gaspettiği maldır.” Bu durumda ne yaparsın?”
Muarız; “Kısas olarak onun öldürülmesine hükmeder, malı da asıl sahibinin varislerine dağıtırm.”
İmam Şafii; “Peki bu şahitlerin yalan söyleme veya yanılma ihtimali var mıdır?”
Muarız; “Tabii ki.”
İmam Şafii; “Peki, kesinlikle dokunulmaz olan can ve malı nasıl oldu da kesin olmayan, iki şahidin şehadeti ile mübah kıldın?”
Muarız; “Mübah kıldım, çünkü şahitliği kabul etme emri var.”
İmam Şafii; “Peki Kur’an’da katil işi hakkında şahitliğin kabulünü nass olarak bulyor musun?”
Muarız; “Hayır, lakin Allah’ın ancak mefhum ile emretmesinden istidlal ederek bunu çıkarıyorum.”
İmam Şafii; “Şahitlerin hakiki hallerine yalnız Allah Teala vakıf olduğu halde, zahire göre onları kabul durumunda isen, bil ki, biz hadis nakleden kimseden ondan daha fazlasını (Zabt, hıfz, adalet, tek kalmama gibi şartları) istiyoruz.”
Böylece İmam Şafii radıyallahu anh, kuvvetli bir istidlal ile muarızını ikna eder.[40]


[36] İbni Hazm İhkam(1/117-118) Sıbai Sünnet(s.157)
[37] Bkz.: Buhari(bedulhalk,6) Müslim(mesacid,116) Ebu Davud(salat,6) Tirmizi(salat,1) İbni Mace(salat 1) Ahmed(1/333, 354, 3/30)
[38] Necati Kara Kur’an Sünnet Bütünlüğü (s.219) bkz.: Hamedani Teysir(3/204) Kasımi Kavaid(s58) Sıbai Sünnet(s157) Şafii Risale(s53) Hucciyetus Sünne(s334) Ebu Zehv Hadis(s11)
[39] İbni Kuteybe Te’vilu Muhtelefil Hadis(s.155)
[40] İmam Şafii el-Ümm(7/250-252) Bkz.: Ebu Zehra, İmam Şafii(tercemesi, s.206 v.d.)
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lale For This Useful Post:
*perwerder* (03-25-2009), bilge_66  (03-13-2009)
Eski 03-13-2009   #3
İlahiaşk
 
İlahiaşk - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 15.878
Teşekkürler: 5.909
7.579 Mesajına 13.134 kez Teşekkür Edildi.
İlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud ofİlahiaşk has much to be proud of
Dr. Mustafa KARATAS
Sünnete Yönelik Saldirilar
Son dönemlerde sünnetin tesrîdeki yeri ve önemi üzerinde çesitli tartismalar yasanmaktadir. Daha çok müstesriklerden ve onlarin mukallitlerinden gelen bu akimlarin gayesi, geçmiste hâriciler, mu’tezile ve sia firkalarinin yaptigi gibi müslümanlarin sünnete olan baglilik ve güvenlerini zedeleyerek Islâm’i tahrif etmektir. Allah Teâla’nin korumasi altinda ve “La raybe fîh” olan Kur’an’a yönelik saldiri ve ithamlar hedefe ulasamayinca, Islâm düsmanlari sünnetin güvenilirligine leke sürme yolunu seçmislerdir.
Sahâbe ve sonrasi dönemlerde Hz. Peygamber’in sünneti ve hadislerini ögrenebilmek maksadiyla Islâm âlimlerinin gösterdikleri faaliyet ve gayretler takdire sayandir. Rihle adi verilen hadis ugruna yapilan seyahatler ve râvileri en ince ayrintilarina kadar arastirdiktan sonra hadislerine itibar eden anlayis, basta müstesrikler olmak üzere kendi bilgi kaynaklari isnatsiz ve çürük olan Islâm düsmanlarini içten içe haset ve kiskançliga sevk etmistir. Müslümanlarin sahip olduklari bu saglam kaynaklari yipratabilmenin yollarini arayanlar öncelikle Kur’an’in ilk ve sasmaz yorumu olan sünnet ve hadislere olan güveni zedelemek için firsat kollamislardir. Bunlar hadislerin Islâmiyet’in ilk devirlerinde yazilmadigini, daha sonraki sözlerin hadis adi altinda kitaplara geçtigini ileri sürerek, ilk önce, Kur’an’dan baska güvenilir kaynak olmadigi fikrini empoze etmeye çalismislardir. Esasen bunlarin çogu Kur’an’a da inanmamaktadirlar. Ancak Kur’ani tahrif ve tagyir edebilmek için hadis ve sünnet kalesinin yikilmasi gerektigini çok iyi teshis etmislerdir. Günümüzde sünnete yönelik tenkitlerin pek çogu bu anlayisin tezahürü olarak ortaya çikmaktadir.

Kur’an ve Sünnet Bütünlügü
Kur’an ve sünnet birbirinden ayrilmaz bir bütünün (Islâm’in) iki parçasidir. Sünnetin anlasilmasi için Kur’an’a mutlaka ihtiyaç oldugu gibi, Kur’an’in yorumu için de sünnete mutlaka ihtiyaç vardir. Sayet Kur’anin insanlara teblig ve beyani için ikinci bir ser’î delile gerek olmasaydi Hz. Peygamber’in “risalet” görevi de anlamsiz olur, belki de Kitab’in gökten zembille inmesi gerekebilirdi. Böyle bir faraziye akla nasil gülünç geliyorsa, Hz. Peygamber’in konumunu ve sünnetinin önemini inkar da o derece tutarsiz ve gülünç gelmelidir. Zira Kur’ân-i Kerim, Allah Teâlâ’dan sonra Hz. Peygamber’e itaati ve onun sözünü dinlemeyi pek çok yerde emretmektedir. Hz. Peygamber’e itaat etmeyenlerin ve onu üzenlerin yaptiklari hayirli islerinin dahi bosa gidecegini, Allah’a ve elçisi Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) itaat edenlerin cennete girecekleri, Allah’in onlari nimetine gark edecegi ve kurtulusa eren ve de basariyi elde edenin onlar olacagini haber vermektedir. Bütün bu sayilanlarin aksine hareket edenlerin ise büyük bir sapikliga düsecekleri, aci bir azab içerisinde sonsuza dek cehennemde kalacaklari bildirilmektedir.

Hz. Peygamber Insanliga Örnektir
Hz. Peygamber’in konumunu belirleyen Kur’an onun vasiflarini da bildirmeyi ihmal etmemistir; Resûlullah’in hevâsindan konusmadigini, onun her sözünün ancak vahiy oldugunu hatirlatarak, Allah Resûlü’nün sözlerinin de siradan bir söz olmadigina dikkat çekmektedir. Ayrica her yönüyle vahyin kontrolünde bir insana itaatin yanisira onu sevmeyi de tenbihlemektedir. Dünya ve ahiret saadeti olan dinin dogru anlasilabilmesi ve gerçek mânada Hakk’a kulluk yapilabilmesi için iyi bir modele ihtiyaç vardir. Iste Allah Teâlâ’nin beseriyete en son gönderdigi ve kiyamete kadar en güzel örnek (üsve-i hasene) insan Hz. Muhammed’dir (sallallahu aleyhi ve sellem). Bu örnek insana Kur’an’in yanisira “hikmet” de verilmis, insanlara Kur’anla birlikte “hikmet”i ögretmesi ve açiklamasi istenmistir.

Kur’an Ana Kurallari Beyan Eder
Kur’ân bazi konular da teferruata girdigi halde bazi konularda da genel kaideler vaz etmekle yetinir. Namazin bes vakit oldugunu bildirdigi halde vakitlerinin ne zaman oldugunu ve nasil kilinacagini beyan etmez. Zekatin sekiz sinif insana verilecegini açikladigi halde hangi maldan ve ne kadar verilmesi gerektigine deginmez. Kirlilik halinde gusül abdesti almayi emrederken nasil alinacagini belirtmez. Kur’an’in bu uslûbunu pek çok yerde görmek mümkündür: Haccin belli aylarda yapilmasinin farz olusuyla birlikte Arafat ve Müzdelife’de Allah’i anmayi emretmekle yetinmis, geri kalan kisimlarda nasil davranilmasi gerektigine açiklik getirmemistir. Yine Kur’an, fâizin haram oldugunu, fâiz yiyenlerin Allah’a ve Resûlüne savas açmis kadar günah kazandigini söylemekle beraber, neyin fâiz oldugunu neyin olmadigini beyan etmemistir. Allah Teâlâ bu ve daha sayabilecegimiz pek çok konuda beyan vazifesini elçisi Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) birakmistir. Dolayisiyla Resûlullah’in sünneti bir tarafa konulacak olsa, namazin nasil kilinacagi, orucun nasil tutulacagi, haccin nasil yapilacagi, zekatin hangi mallardan ne kadar verilecegi, alis-veriste hangi muamelelerin haram veya faiz, hangi islemlerin helâl kapsamina girdigi vs. hususlarini ögrenme imkâni kalmayacaktir. Bu nedenledir ki Allah Teâlâ, “Resûlün size verdigini alin, onun yasakladigindan sakinin” buyurarak bütün bu mücmel ve müphem hususlarda Hz. Peygamber’in yorumuna uyulmasini emretmektedir.
Kurân-i Kerîm, hayatin içinde yasandigi ve vakia olarak karsimiza çiktigi halde bazi hususlara da temas etmemistir. Nitekim bir erkegin haniminin üzerine onun teyzesi ve halasiyla evlenemeyecegi, nesep yakinligi dolayisiyla evlenilmesi haram olan kimselerden baska süt kardesligi gibi sebeplerle de evlenmenin haram oldugu, nineye ve baba tarafindan akrabaya düsecek miras gibi meseleler Kur’an’dan degil Hz. Peygamber’den ögrenilmistir. Iste bizzat yasayisi ve hayatin içindeki tatbikati ve örnek davranislari ile insanligin önünü aydinlatan Allah Resûlü’nün Kur’an disindaki emirleri, yasaklari, tavsiye ve tasviplerinin tümü Sünnet kapsami içerisinde mütalea edilmektedir.
Sünnete Duyulan Ihtiyaç
Basta sahabîler olmak üzere müslüman âlimler Kur’an’da bulamadiklari konularda Sünnet’e basvurarak çözüm üretmislerdir. Nitekim Muâz b. Cebel’in (ö. 18/639) Yemen’e vali olarak gönderilmesi esnasinda Allah Resûlü Muâz’a ne ile hükmedecegini sormus, o da Kur’an’la hükmedecegini söylemistir. Kur’an’da bulamazsa nereye müracaat edecegini sordugunda, sünnete basvuracagini, sayet sünnette de bulamazsa kendi re’yi ile karar verecegini belirtmistir. Bunun üzerine Resûlullah, “Allah’in elçisi’nin elçisini muvaffak kilan Allah’ a hamdolsun” buyurmustur. Hz. Peygamber ayrica, “Sözümü dinleyip onu koruyarak baskalarina aktaranlarin Allah yüzlerini ak etsin,” “Burada sâhit olan gaib olana teblig etsin; olabilir ki, kendisine teblig olunan, teblig edenden daha anlayisli çikabilir.” ve “Size iki sey birakiyorum. Bunlara sarilirsaniz asla yolunuzu sasirmazsiniz. Biri Allah’in Kitabi ve digeri benim sünnetim.” sözleriyle, sünnetinin önemini ve ümmetinin ileride karsilasacagi problem ve ihtiyaçlarda kendilerine isik tutacak iki kaynagi göstermistir. Nitekim Hz. Ebû Bekir (ö. 13/634) ve Hz. Ömer’in (ö. 23/643) hilafetleri sirasinda Kur’an’da hükmünü bulamadiklari meselelerde Hz. Peygamber’in tatbikatini arastirmalari ve sahitlerle ispat edildiginde bu sünnetlere uyduklari bilinen bir geçektir. Bir defasinda yasli bir kadin, torununun mirasindan hisse almak için kendisine müracaat ettiginde: “Allah’in kitabinda sana bir sey verilecegine dâir bir âyet görmüyorum. Resûlullah’in da (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda bir sey buyurduklarindan haberdar degilim” diyen Hz. Ebû Bekir, sonra meseleyi meclisinde bulunanlara sormus. Mugire b. Su’be (ö. 50/670) ayaga kalkarak, “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) nineye mirastan altida bir verirdi” demistir. Hz. Ebû Bekir’in ondan sahit istemesi üzerine, Muhammed b. Mesleme el-Ensârî (ö. 47/667) ayaga kalkarak kendisinin de bu sekilde bildigini haber vermistir. Böylece Hz. Ebû Bekir o yasli kadina altida bir hissesini vermistir.
Hz. Ömer ise, ceninin diyeti hakkinda Hz. Peygamberden herhangi bir hadis bulunup bulunmadigini arastirirken Hamel b. Mâlik b. Nabiga çikmis ve ona su haberi iletmistir: “Bir gün iki karimdan biri, hamile olan digerine sopa ile vurdu ve karnindaki ceninin ölü olarak düsmesine sebep oldu. Bu hâdise üzerine Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) gurra ile, yani vuranin digerine bir köle veya cariye vermesine hükmetti.” Hz. Ömer bu haberi duyunca söyle demistir: “Eger bunu isitmemis olsaydim, az kalsin kendi re’yimle hüküm verecektim.” Görüldügü gibi Hz. Peygamber’den hemen sonra, daha ilk halifeler devrinden itibaren sünnete gerek duyulmustur.

Sünnet Kur’an’in Peygamber Yorumudur
Sünnetin baglayici oldugunu kabul etmemek ya da onu hafife almak Hz. Peygamber’in konumunu kavrayamamak demektir. Bu tür düsünenlere Allah Resûlü on dört asir öncesinden dikkat çekmis ve “Kendisine benim emirlerimden veya yasaklarimdan bir haber getirildiginde Koltuguna yaslanmis oldugu halde ‘biz bunu bilmeyiz, Allah’in kitabinda var ise tâbi oluruz’ diyenlere sakin ha itibar etmeyiniz!” buyurmustur. Ayrica “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden degildir” ifadesiyle de sünneti inkar edenlerin Islâm dini ile alâkasinin kalmayacagini ortaya koymustur. O, ayni zamanda kendisinin oldugu kadar râsid halifelerinin de sünnetinin baglayici oldugunu ve onlara âdeta azi disleri ile tutunur gibi sarilmayi ögütlemektedir. Ömer b. Hattab’in “Ferâiz ve sünneti, Kur’an’i ögrendiginiz gibi ögreniniz” seklinde tavsiyesi de sahâbenin, sünnetin baglayici oldugunu ikrar ettiklerine delil teskil etmeye yeterlidir.
Kisaca sünnet, âlemlere rahmet olarak gönderilen Son Peygamber Allah Resûlü’nün Kur’an’i yorumudur. Bu yorumu yok kabul etmek ya da hafife almak müslümanca bir tutum olmadigi gibi ilmîlik ve aklîlikle de bagdasmamaktadir.
__________________
İlahiaşk is online now   Alıntı ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to İlahiaşk For This Useful Post:
*perwerder* (03-25-2009), bilge_66  (03-13-2009), lale  (03-18-2009)
Eski 03-18-2009   #4
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
KUR’AN-I KERİM’DE PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM’E İMANI EMİR VE TARİF EDEN AYETLER

1- Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Mü’minler İçin Allah’ın Büyük Bir Lütfu Olduğunu İfade Eden Ayetler;

“And olsun ki, Allah mü’minlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara , kendi içlerinden, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi.”(Al-i İmran 164 bkz.: Cum'a 2)
Bu peygamber, kendi cinslerinden, durumunu bildikleri, hallerinden haberdar oldukları, Arap toplumuna mensup bir peygamberdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, âlemlere rahmet olduğu halde, Allah Azze ve Celle, burada özel olarak mü’minlere lütufta bulunduğunu belirtiyor. Zira peygamberden faydalananlar sadece müminlerdir. Kitap; Kur’an-ı Kerim, hikmet ise; onun tefsiri olan Sünneti Nebevidir.

“And olsun, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız Ona ağır gelir, size düşkün, mü’minlere şefkatlidir, merhametlidir. Eğer yüz çevirirlerse de ki; “Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur. O’na dayandım, O, büyük arş’ın sahibidir.”(Tevbe 128-129)
İbni Abbas radıyallahu anhuma der ki; “Allah bu ayette rasulünü kendi sıfatlarından olan; Rauf (şefkatli) ve Rahim (merhametli) sıfatlarıyla nitelemiştir.”[41]

“O münafıklardan öyleleri de vardır ki, Peygamber’i incitirler ve; “O (her söylediğimizi dinleyen) bir kulaktır.” Derler. De ki; “(O) sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a iman eder, mü’minlere güvenir, sizden iman edenler için ise bir rahmettir.” Allah’ın Rasulünü incitenler yok mu, onlar için pek elemli bir azab vardır.”(Tevbe 61)

“(Ey Rasulüm!) Biz seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya 107)
Allah Azze ve Celle, “müminler için bir rahmet” demedi, “âlemler için bir rahmet” dedi. Zira O, peygamberlerin efendisini göndermek suretiyle mahlûkata merhamet etti. O peygamber, onlara büyük mutluluğu ve bedbahtlıktan kurtuluş çarelerini getirdi. O’nun vasıtasıyla insanlar dünya ve ahiret güzelliklerine ulaştılar. Onlar cahil iken onlara ilim öğretti, daha önce sapmışlarken, onlara doğru yolu gösterdi. Böylece alemlere rahmet oldu. Allah, O’na iman edenlerin cezalarını erteledi, hayvana çevirme, yere batırma ve boğma gibi cezalarla köklerini kazımadı.

“Hem (o peygamber) onlardan (Araplardan) başkalarına (da bütün cin ve insanlara peygamber olarak gönderilmiştir) ki, (onlar) henüz kendilerine kavuşmamışlardır. O Azizdir, Hakimdir. Bu (peygamberlik) Allah’ın ihsanıdır. Onu dilediğine verir. Çünkü Allah pek büyük bir lütuf sahibidir.”(Cum'a 3-4)
Es-Sâvî der ki; “yani o, zamanında var olan insanlara peygamber olarak gönderildiği gibi, zamanında bulunmayıp da, daha sonra gelecek olanlara da gönderilmiştir. Onun peygamberliği, sadece kendi zamanında var olanlar için değil, aksine hem onları, hem de onların dışında kıyamete kadar gelecek olanları da kapsar.”[42]
Tabiin Müfessirlerinden Mücahid radıyallahu anh der ki; “ayette geçen “onlardan başkaları”; Araplar dışında peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e iman eden herkestir.”[43]
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; “Bana beş şey verildi ki, benden önce onlar hiçbir kimseye verilmemiştir. Bütün peygamberler sadece ve yalnız kendi kavimlerine gönderildi. Ben ise kırmızı, siyah her türlü ırk ve millete gönderildim. Benden önce ganimetler kimseye helal olmadı, bana ise helal kılındı. Yeryüzü tertemiz ve mescid kılındı. Namaz vakti nerede gelirse, kişi namazını orada kılar. Bir aylık mesafedeki düşmanın kalbine korku konmak suretiyle (Allah tarafından) yardım edilmiştir. Bana şefaat etme salahiyeti verilmiştir.”[44]
2-Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e İmanın Farz Olduğunu İfade Eden Ayetler;

“Ey İman edenler! Allah’a, Rasulüne ve peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitap(lar)a iman(da sebat) edin! Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, o takdirde doğrusu (haktan) uzak bir dalalet ile sapmış olur.”(Nisa 136)

“Şüphesiz ki iman edip sonra inkâr edenler, sonra inanıp, tekrar inkâr eden, sonra da inkarında aşırı gidenler yok mu, (bu inkarlarında devam ettikleri müddetçe) Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir.”(Nisa 137)
Katade radıyallahu anh der ki; “Bu ayet Yahudiler hakkındadır. Onlar Hz. Musa’ya iman ettiler, sonra buzağıya tapmak suretiyle kâfir oldular. Sonra Musa aleyhisselam dönünce tekrar iman ettiler, daha sonra İsa aleyhisselam’ı inkâr ettiler, sonra da Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i inkarları sebebiyle küfürleri arttı.” Taberi de bu şekilde tefsir etmiştir.
İbni Abbas radıyallahu anhuma; münafıklar da bu ayetin hükmüne dâhildir demiştir.[45]

“Allah’a ve Rasulüne sadık kaldıkları takdirde, zayıflara da, hastalara da sarf edecek bir şey bulamayanlara da (cihattan geri kalmalarından dolayı) bir günah yoktur.”(Tevbe 91)
Bu ayette Allah Azze ve Celle, mazeret sahiplerinin mazeretini, ancak kendisine ve Rasulüne bağlı kalmaları şartıyla kabul edeceğini beyan etmektedir.

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah’a ve Rasulüne iman etmişlerdir, ictimai bir iş için Onunla beraber bulundukları zaman ondan izin almadan gitmezler…”(Nur 62)
Allah Azze ve Celle, rasulüne iman etmeyi ve rasulünden izin alınarak hareket edilmesini imanın özelliklerinden saymışken, O’na iman etmeyenlerin mümin olması düşünülebilir mi?

“(Ey Habibim!) De ki; “Ey insanlar! Muhakkak ki ben, sizin hepinize göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan Allah’ın peygamberiyim. O’ndan başka ilah yoktur. O hayat verir ve O öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmi peygamber olan rasulüne iman edin; O ki, Allah’a ve O’nun kelimelerine (kitaplarına) iman eder, Ona tabi olun ki, hidayete eresiniz.”(A'raf 158)
Bu ayet, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğinin bütün halk için umumi oluşunu açıklar.

“Şüphesiz ki Biz seni, bir şahid, bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik. Ta ki Allah’a ve Rasulüne iman edesiniz, Ona (dinine ve peygamberine) yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz…”(Fetih 8-9)

“Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zalimlerden olursun.”(Bakara 145)
Bu ayet, Ehli Kitabın boş ümitlerini kesmek için indirilmiştir. Çünkü Yahudiler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i aldatmak için; “eğer (Kudüs’e yönelerek) bizim kıblemize devam etseydin, senin beklemekte olduğumuz peygamber olacağını ümit ederdik” dediler. Yahudiler ve Hıristiyanlar birbirlerinin kıblesine dönmezler. Zira her iki grup da İsrail oğullarından olmalarına rağmen, aralarında şiddetli ihtilaf ve düşmanlık vardır.

“Hâlbuki kim Allah’a ve Rasulüne iman etmezse, hiç şüphesiz ki Biz, o kâfirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.”(Fetih 13)
Bu ayet, Allah’a iman etse bile, rasulüne iman etmedikçe kişinin kâfir olduğunu belirtir.

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Rasulüne iman ederler, sonra şüpheye düşmezler…”(Hucurat 15)

“O halde Allah’a , Rasulü’ne ve indirdiğimiz o nur’a iman edin!..”(Tegabun 8)
Allah Azze ve Celle, kendisine, Rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve Kuran-ı Kerim’e iman edilmesini şart koşmakta, bunlara imanı, kendisine iman ile bir tutmaktadır.

“Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme (fark etmez). Eğer onlar için yetmiş defa da istiğfar etsen, Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu şüphesiz ki onların, Allah’ı ve Rasulünü inkâr etmeleri sebebiyledir…”(Tevbe 80)
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e iman; O’nun sadece bir peygamber olduğuna inanmanın ötesinde bir anlam ifade eder. Bu da; Onun Allah’tan alıp bize bildirdiklerinin bütününü, Onun her bakımdan örnek alınmasını ve Ona itaati de gerektirir.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e imanın farz olduğunu ifade eden hadis-i şeriflere gelince, bunlardan birkaçı şöyledir;
Ebu Hüreyre radıyallahu anh, merfuan rivayet ediyor; “İnsanlarla Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edinceye, Bana ve getirdiğim hükümlere iman edinceye kadar savaşmakla emrolundum…”[46]
“Muhammed’in(sallallahu aleyhi ve sellem) nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, şu Yahudi ve Hıristiyanlardan, beni işitip de haberdar olan, sonra beraber gönderilmiş olduğum hükümlere inanmadığı halde ölen bir kimse yoktur ki ateş ehlinden olmasın!”[47]
“Kul kabire konulup yakınları kabrin başından ayrıldıklarında ayaklarının sesini işitir. Ona iki melek gelir ve konuşturur; “Muhammed hakkında ne diyorsun?” derler… Sonra kâfir ve münafığa gelirler… Kâfir der ki; “Bilmiyorum, halkın söylediğini söylüyordum.” Sonra demir balyozlarla ensesine vurulur. Bir çığlık atar ki onu insan ve cinlerden başka her şey işitir.”[48]
“İslam beş (temel) üzerine bina edilmiştir; Allah’tan başka ma’bud olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şehadet, namazı dosdoğru kılmak, hak sahiplerine zekâtı vermek, Beyt’i haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.”[49]
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e imanı emreden birçok ayet varken, bunun aksini iddia edenler Bakara suresindeki şu ayeti delil gösteriyorlar;

“Şüphesiz ki, (zahiren) iman edenler, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve sabiilerden, kim Allah’a ve ahiret gününe iman edip Salih bir amel işleyenlerin Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve mahzun da olmazlar.”(Bakara 62)
Hâlbuki ayetin nüzul sebebi şöyledir; “Selman radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelince, kendi halkının ibadetlerinden ve dini yorumlarından haber vermeye başladı. Dedi ki;
“Ey Allah’ın Rasulü! Onlar namaz kılıyor, oruç tutuyor, sana iman ediyor ve senin peygamber olarak gönderileceğine iman ediyorlardı.” Selman radıyallahu anh, onları övmeyi bitirince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Ey Selman! Onlar cehennem ehlidirler.” Buyurdu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.[50]
İbni Abbas radıyallahu anhuma’nın tefsiri; “Bundan murad, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gönderilmezden evvel, Yahudilik ve Hıristiyanlığın batıl itikatlarından uzak olarak İsa aleyhisselam’a inanmış olan kimselerdir. Mesela; Kuss Bin Saide, Rahib Bahira, Habibun Neccar, Zeyd Bin Amr Bin Nüfeyl, Varaka Bin Nevfel, Selman-ı Farisi, Ebu Zerr el-Gıfari ve Necaşi’nin heyetindeki kimseler gibi… Buna göre sanki Hak Teala şöyle demektedir;
“Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderilmezden önce Yahudilerin batıl dini üzere ve Hıristiyanların batıl dini üzere olanlardan, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem peygamber olarak gönderildikten sonra Allah’a, ahiret gününe ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e iman eden herkes için Rableri katında mükâfat vardır.”[51]
Bu ayetin nüzulünden sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki; “Kim beni duymadan İsa’nın dini üzere, İslam üzere ölürse o, hayır üzeredir. Ama her kim bugün beni duyduğu halde bana iman etmezse şüphesiz ki o helak olmuştur.”[52]
Kuran, Kitap ehli olanlardan Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları elçiye tabi olanları över, onlar için ve bütün insanlar için kurtuluş yolunun ancak Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e iman ve ittiba etmek olduğunu belirtir;

“Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kuran’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.
(Ey Habibim!) De ki; “Ey insanlar! Muhakkak ki ben, sizin hepinize göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan Allah’ın peygamberiyim. O’ndan başka ilah yoktur. O hayat verir ve O öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmi peygamber olan rasulüne iman edin; O ki, Allah’a ve O’nun kelimelerine (kitaplarına) iman eder, Ona tabi olun ki, hidayete eresiniz.”(A'raf 157-158)
Ayrıca Ehl-i Kitap olanların Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e iman ettikleri takdirde rahmetten iki kat nasip alacakları belirtilir;

“(Ey geçmiş peygamberlere) iman edenler! Allah’tan korkun ve Rasulüne iman edin ki, size rahmetinden iki kat nasip versin ve sizin için bir nur kılsın ki onunla (doğru yolu bulup) yürürsünüz. Günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah, Gafurdur, Rahimdir.”(Hadid 28)



[41] İbnül Cevzi Zadul Mesir(3/521)
[42] Savi Haşiyesi(4/204)
[43] İbni Kesir Tefsiri Muhtasarı(3/498)
[44] Ahmed(3/304) Darimi(1/322) Buhari(1/86, 1/113, 4/80) Müslim(mesacid, 2-3) Nesai(1/209-210)
[45] Muhtasarı İbni Kesir(1/448)
[46] Buhari(24,1321,2748) Müslim(22) Begavi Şerhus-Sünne(1/67) Beyhaki(2/3, 3/92, 4/104) İbni Mace(3927) Ebu Davud(2623) Tirmizi(2606) Ahmed(2/314, 345, 377, 384, 4/8) Nesai(5/14) Darimi(siyer,10) Şafii Müsned(s.14) Mişkat(12) Hadis manen mütevatirdir.
[47] Müslim(153, 240) Ahmed(2/350) Cem’ül Fevaid(20) Şerhus Sünne(1/104) Mişkat(10) İbni Kesir Tefsiri(1/90, 255) İbni Mende İman(88) İbni Mende Tevhid(s194) Elbani Sahiha(157) Tayalisi(43) Taberi(2/235) Suyuti el-Havi(2/145) Ebu Nuaym Hilye(4/308) Ebu Avane(1/104) İbni Teymiye Fetava(4/188) Nesai Süneni Kübra(1/241) Tarhut Tesrib(7/159) Busayri İthaf(94)
[48] Buhari(cenaiz 87) Ebu Davud(sünnet, 34) Ahmed(4/296) Tirmizi(kıyamet 36) İbni Teymiye Fetava(4/253)
[49] Buhari(7) Müslim(21) Tirmizi(2609) Ahmed(2/26, 92, 120, 143) Nesai(8/107) Şerhus Sünne(1/17) Mişkat(4)
[50] Hakim(3/600) Vahidi Esbab-ı Nüzul(s.28-29) Taberi(1/229) Suyuti Dürrül Mensur(1/72) Lübabun Nukul(1/13) Abdulfettah el-Kadi Esbabun Nüzul(s.13) Tefsiru İbni Ebi Hatim(1/198)
[51] Fahreddin Razi Tefsiri Kebir(3/54) Bkz.; İbni Kesir(1/48-49) Celaleyn(s.12) Nisaburi Vedehul Burhan(1/136) Vahidi Esbabun Nüzul(s.23)
[52] Taberi(1/256) İbni Teymiye Mecmuul Fetava(7/430) İbni Hişam(1/214-220)
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lale For This Useful Post:
*perwerder* (03-25-2009), bilge_66  (03-18-2009)
Eski 03-18-2009   #5
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e uymayanlar sadece heveslerine uymuş olurlar ki, onlar şu tehdide muhataptırlar;

“Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir.”(Kasas 50)
Ehli Kitab’ın Peygamber Efendimize iman etmedikleri takdirde akıbeti cehennemde sonsuza kadar kalmaktır;

“Kitab ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine apaçık bir hüccet gelinceye kadar (bulundukları dinden) ayrılacak değillerdi.
(istedikleri bu delil) Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir ki (onlara) temiz kılınmış sahifeleri (Kuran’ı) okur.
Onda dosdoğru yazılar (hükümler) vardır.
Böyleyken o kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştü.
Hâlbuki ancak dinde ihlâslı olmaları, hakka yönelmişler olarak O’nun (rızası) için yalnız Allah’a kulluk etmeleri, namazı hakkıyla eda etmeleri ve zekât vermeleri emrolunmuştu.
İşte bu ise doğru dindir. Şüphesiz ki, kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler cehennem ateşindedirler.
Orada ebedi kalacaklardır. İşte mahlukatın en şerlileri onlardır.”(Beyyine 1-6)
3- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i İnsanlara En İdeal Bir Örnek Olarak Gösteren Ayetler;

“And olsun, Allah ve Rasulünde sizin için – Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için - (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.”(Ahzab 21)
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbinden kendisine vahyolunana uymakla emrolunmuştur;

"Rabbinden sana vahyedilene uy"(Ahzab 2 ayrıca bkz.: En'am 106, Yunus 109)
Dolayısıyla, O’na uyanlar hakka uymuş ve hakkı uygulamış olurlar. Çünkü onun uyulacak en güzel ve yegâne örnek olduğu gerçeği yine Kuran’ın bir emri, bir tavsiyesidir. Bu ayette “şu veya bu konuda örnektir” diye bir kayıt koyulmamış olması, onun peygamberliği ile ilgili her konuda insanlar için örnek alınması gereken bir rehber olduğunu göstermektedir.
Bu örnek oluş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bütün tavır ve davranışlarını, hareketlerini kapsayıcı bir özellik taşır. Bu örneklik; ümmet için din işlerinden sayılan hususlarda vacip, dünya işlerinden sayılan hususlarda müstehaplık ifade eder.[53]
İbni Abbas radıyallahu anhuma der ki; “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bir şeye çağırıyor, nefis de bir şeye çağırıyorsa, mutlaka Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat edilmelidir. Zira nefis, helake, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, kurtuluşa davet eder.”[54]
Diğer bir ayette de şöyle buyrulur;

“Nun, Kaleme ve yazdıklarına and olsun, sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin, senin için kesintisiz bir mükâfat vardır. Ve sen büyük bir ahlak üzeresin.”(Kalem 1-4)
4- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Kur’an’ın Dışında da Vahiy Geldiğine İşaret Eden Ayetler;

“Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu cidden büyük olmuştur.”(Nisa 113)

"Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin."(Bakara 129)

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi (kötü inanç, fikir, söz ve fiillerden) arındıran, size Kitap ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik.”(Bakara 151)

“Hakikaten Allah mü’minlere lütufta bulunmuştur. Çünkü onlara içlerinden bir peygamber gönderdi, onlara (Allah’ın) ayetlerini okuyor, onları (günahlardan) temizliyor ve onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretiyor.”(Al-i İmran 164)

"Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler."(Cum'a 2)

“Hem evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten (size) okunanları düşünün!..”(Ahzab 34)
Allah Teala’nın Kuran’da Rasulüne ve Müslümanlara öğrettiğini, yine onlara indirdiğini ifade ettiği “hikmet”; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetidir. Zira Allah’ın kitabında ifade ettiği “Kitap”; Kuran’dır. Kitabın peşine de hemen hikmeti zikretmiştir. “Hikmet” i sünnetten başka bir şeye hamletmek caiz değildir.[55]
Evzai, Hassan Bin Atiyye’nin şöyle dediğini nakleder; “Cibril, Kuran’ı indirdiği gibi sünneti de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e indiriyordu.”[56]

“O hevasından konuşmaz, O kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.”(Necm 3-4)
Ayette peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in asla hevasından konuşmayacağı genel ifadesinden sonra yine genel bir hüküm ile Onun konuştuklarının vahiyden ibaret olduğu belirtilmiştir. Buna bağlı olarak ayette özellikle; “nutk = konuşma” fiilinin seçilmiş olması ve bu gibi makamlarda genellikle kullanılan “tilavet = okuma” ve “kıraet = okuma” fiillerinin tercih edilmemiş olması da dikkat çekicidir. Eğer burada sadece Kur’an kasdedilmiş olsaydı bu fiillerden biri kullanılabilirdi.[57]
Ebul Beka bu ayet hakkında der ki; “Kur’an ve Hadis, Necm suresi 3-4. ayetleri deliliyle Allah’tan inen bir vahiy olarak insanlığa meydan okuyorlar. Şu kadar var ki icaz ve tahaddi açısından Kur’an, sünnetten ayrılır. Çünkü Kur’an’ın lafızları levhi mahfuzda yazılıdır. Onda ne Cibril’in ne de Rasulullah’ın bir tasarrufu vardır. Hadislere gelince muhtemelen onlar, sırf mana olarak Cibril’e inmiş, o da onlara ifade elbisesini giydirerek Rasule açıklayıp ilham etmiş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları fasih bir ibare ile kurallarına uygun olarak ifade etmiştir.”[58]





[53] Kurtubi(14/102-103)
[54] Hazin Lübabut Te’vil(3/464)
[55] Bu tefsiri Katade, Hasan ve Yahya Bin Ebi Kesir radıyallahu anhum de rivayet etmiştir.; Şafii Risale(s.45) Suyuti Miftahul Cenne(s.64) Taberi(2/99,4/163) Lalekai Şerhu Usulis Sünne(1/71) İbni Abdilberr Cami(1/17) Hatib el-Fakih(1/88) İbni Kesir(1/343) Razi Tefsir(3/474) İbni Teymiye Fetava(1/69) İbni Kuteybe Te’vil(s.307) Abdulgani Hucciyetus Sunne(s335) Necati Kara Kur’an-Sünnet Bütünlüğü(s.222) Taberi(2/99)
[56] Darimi(1/117) İbnu Kuteybe Te’vil(s166) Kurtubi(1/33) Abdurrezzak(11/255) Fezari Siyer(315) Şatıbi Muvafakat(4/24) İbni Mübarek Zühd(2/23) İbni Abdilberr Cami(496) Hatib Kifaye(s12) Kasımi Kavaid(59) Ebu Zehv Hadis(s59)Miftahul Cenne(s74) İbni Teymiye Fetava(3/314) Suyuti el-Havi(1/360) Mekhul bunu mürsel olarak rivayet eder; Ebu Davud Merasil(s.361) Kurtubi(1/39) Ebu Zehv Hadis(s11)
[57] Doç.Dr.Mevlüt Güngör, “Kur’an’ın Hz.Peygamberin Sünnetine Verdiği Değer” (sempozyum tebliği) Bkz.: Taberi(4/163) Lalekai Şerhu UsulisSünne(1/71) İbni Abdilberr Cami(1/17) İbni Kuteybe Te’vil(s307)
[58] Ebul Beka Külliyat (s.722)
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to lale For This Useful Post:
*perwerder* (03-25-2009), bilge_66  (03-18-2009)
Eski 03-18-2009   #6
*perwerder*
RuHuNa_PeRWaNe
 
*perwerder* - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 2.125
Teşekkürler: 1.291
879 Mesajına 1.360 kez Teşekkür Edildi.
*perwerder* is on a distinguished road
emeğinize sağlık..
__________________
ÖLÜM BİZLER İÇİN GERÇEK BİR DİRİLİŞ VE O'' GERÇEK SEVGİLİYE KAVUŞMAMIZDIR.

MADEM ÖLÜM TEK BİR DEFA GELECEK ODA NEDEN ALLAH(CC) İÇİN OLMASIN
*perwerder* is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin *perwerder*'a Teşekkür Edenler
lale  (03-18-2009)
Eski 03-18-2009   #7
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Ecmain kardeşim.
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Eski 03-21-2009   #8
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
Sünnet’in vahiy olduğuna delil olan diğer ayetler;

“De ki; (ben, bu hakikatleri beyan eden) o peygamberlerden farklı (şeyler söyleyen) biri değilim, ne bana, ne de size ne yapılacağını da bilmem. Doğrusu (ben) ancak bana vahyedilene tabi olurum ve ben sadece (Allah’ın azabından haber veren) apaçık bir korkutucuyum.”(Ahkaf 9)
Bu ayetteki “Ben ancak bana vahyedilene uyarım” ifadesi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin vahye dâhil olduğunu belirtmektedir.
KUR'AN DIŞINDA PEYGAMBER S.A.V.'E VAHYEDİLDİĞİNE DAİR KURAN'DAN DELİLLER:
1- Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Medine’de bir müddet (on yedi ay kadar) Beyti Makdis’e doğru namaz kıldı. Hâlbuki Kur’an’da böyle bir emir olmadığına göre bu emir vahyi gayri metluv olan sünnet ile olmuştur. Zira namazda Rasulullah’ın ictihadı ile Kudüs’e yöneldiğini söylemek sahih olmaz. Kıblenin değiştirilmesinden bahseden;

“(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.” (Bakara 144.) ayeti, daha önce Beytul Makdis’in kıble olmasının emredildiğini ifade eder. Bu ayetten bir önceki ayette;

"Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir."(Bakara 143) buyrularak, önceki kıble tayini de Allah'a atfedilmektedir.
Ayet açıkça, Beytül Makdis'in ilk kıble yapılmasının Allah Azze ve Celle'nin emriyle olduğunu göstermektedir. Bu emir Kuran’ın hiçbir yerinde yer almadığına göre vahy-i gayri metluv olan sünnet ile verilmiştir. Demek ki, Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'in emirlerinin Kuran’da yer alıp almadığına bakılmaksızın Müslümanların Rasulullah s.a.v.'i takip edip etmeyeceklerini sınamak için bazen bu tür emirler verilmiştir.
2- Bir defasında Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem, eşlerinden Hafsa radıyallahu anha'ya bir sır söyledi. O ise sırrı bir diğer şahsa ifşa etti. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bu sırrın eşi tarafından ifşa edildiğini öğrenince ondan bir açıklama istedi. Eşi, peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'e bunu kimin söylediğini sordu. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem bunun kendisine Allah tarafından haber verildiğini söyledi. Bu hadise Kuran'da şöyle anlatılıyor;

“Hani peygamber zevcelerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Bunun üzerine o zevce bunu haber verip Allah da ona bunu açıklayınca, (peygamber) bunun ancak bir kısmını bildirmiş, bir kısmından vazgeçmişti. Artık bunu kendi eşine söyleyince o zevce; “Bunu sana kim haber verdi?” dedi. Peygamber de; “her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan (Allah) haber verdi” dedi.” (Tahrim 3)
Kur’an’da, bu ayette geçen o hanımının ifşa ettiği haber açıklanmadığı gibi, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in söylediği söz de zikredilmemiştir. Şu halde o vahyi gayri metluv olan sünnet ile haberdar edilmiştir.
3- İslam'ın ilk yıllarında müslümanlar ramazan ayında iftardan sonra kısa süreliğine de uyurlardı. Bu esnada kişinin eşiyle cinsi münasebette bulunmasına müsaade edilmezdi. Bu sebeple bir kimse iftardan sonra kısa bir süre uyur, tekrar uyanırsa gece istirahatı boyunca oruçlu olmamasına rağmen eşiyle cinsi münasebet fırsatını kaybederdi. Bu kural peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem tarafından konulmuş olup Kuran-ı Kerim'de yer almıyordu. Ancak bazı Müslümanların bu kuralı çiğnemeleri üzerine Allah Azze ve Celle bu kişileri önce azarlayan ayetleri indirdi, daha sonra da bu hüküm nesh edilerek Müslümanlara iftardan sonra da eşleriyle cinsel münasebette bulunabileceklerine dair ruhsat verildi. Bu hadise şu ayette anlatılır;

"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tövbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın..."(Bakara 187)
Bu ayet, Ramazan ayında geceleri kişinin eşiyle cinsi münasebette bulunmasının önceleri caiz olmadığını göstermekte, bu ayet nazil olmadan önce ramazan ayı gecelerinde cinsi münasebette bulunan kişilerin yaptıkları fiil "kendilerine kötülük" olarak tavsif edilerek ihtarda bulunulmakta, "O size acıdı ve tövbenizi kabul etti" ifadesi, onların bu fiillerinin günah olduğunu belirtmektedir…
Bütün bu hususlar şunu göstermektedir ki; ramazan gecelerinde cinsi münasebete ilişkin daha önceki yasak "yetkili biri" tarafından yürürlüğe konmuş olup, Müslümanların buna riayet etmesi mecburi idi. Hâlbuki Kuran-ı Kerim'de ilgili yasağa dair hiçbir ayet bulunmamaktadır. Bu yasak sadece Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem tarafından ortaya konmuştur.[59]
4- Uhud savaşı münasebetiyle Bedir savaşında meydana gelen olayları hatırlatmak üzere bazı ayetler nazil oldu. Bu ayetlerde, Allah'ın mü'minlere nasıl yardım ettiği, onlara yardım için melekler göndermeyi vaat ettiği ve bunu fiilen ne şekilde yaptığı anlatılmaktaydı. Bu ayetler ve meali şöyledir;

"Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız. O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır."(Al-i İmran 123-126)
Bu ayetlerdeki " Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı" ifadesi meleklerin yardımıyla müjdelemeyi Allah'a atfetmektedir. Demek ki, söz konusu yardım müjdesi bizatihi Allah tarafından verilmiştir. Ancak bedir savaşı esnasında verilen bu müjde Kur'an'da geçmemektedir… Aynı şekilde Peygamber s.a.v'in sözü başka bir örnekte "Allah'ın sözü" olarak kabul edilmiştir. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'in diğer sözlerinden bu sözleri ayıran şey, onun Kuran'da yer almayan hususi bir vahiyle kendisine bildirilmiş olmasıdır. İşte buna vahy-i gayri metluv denilir.[60]
5- Uhud savaşıyla ilgili başka bir duruma işaret edilerek Kuran-ı Kerim'de şöyle buyrulur;

"Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vaat ediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu."(Enfal 7)
Bu ayette işaret edilen "iki taifeden biri" Ebu Süfyan'ın Suriye'den gelmekte olan ticaret kervanıydı. Diğer taife ise Mekke'li müşriklerden oluşan Ebu Cehil Komutasındaki orduydu. Üstteki ayetin ifadesine göre Allah, müminlere bu iki taifeden birine karşı zafer kazanacaklarını vaat etmişti. Müslümanlar kervanı ele geçiremediler, fakat Ebu Cehil komutasındaki orduya karşı olan savaşı kazandılar. "Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vaat ediyordu" ifadesindeki vaat Kuran’da geçmemektedir. Bu vaat, Müslümanlara peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem tarafından herhangi bir ayete referansta bulunulmadan ifade edilmişti.

[59] Muhammed Taqi Osmani The Authority of Sunnah(terc: Dr. İbrahim Kutluay s.32)
[60] Osmani a.g.e.(s.33-34)
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin lale'a Teşekkür Edenler
*perwerder* (03-25-2009)
Eski 03-23-2009   #9
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
6- Nadir oğulları ile olan hadise esnasında –ki onlar Medine'de meşhur bir Yahudi kabilesi idi- bazı müslümanlar, onların kalelerinin çevresindeki hurma ağaçlarını, düşmanı teslim olmaya zorlamak amacıyla kesmişlerdi. Savaş sona erince bir kısım Yahudiler ağaçların kesilmesine itiraz ettiler. Kuran-ı Kerim onların itirazlarına şu ayetle cevap verdi;

"Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir."(Haşr 5)
Bu ayette Müslümanların, ağaçları "Allah'tan alınan bir izinle" kestikleri doğrudan ifade edilmiştir. Fakat hiç kimse savaş esnasında ağaçların kesilmesine müsaade sonucunda bu olayın olduğuna dair Kuran-ı Kerim'de geçen hiçbir ayet gösteremez.[61]
7- Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'in Zeyd Bin Harise'yi evlatlık olarak edindiği malumdur. Zeyd, Zeyneb Binti Cahş'la evlendi. Bir süre sonra onların ilişkileri zorla yürümeye başladı. Nihayetinde Zeyd, Zeyneb'i boşadı. Cahiliye döneminde evlatlık edinilen oğul, her bakımdan öz oğul gibi muamele görürdü. Kuran-ı Kerim ise evlatlık kimsenin gerçek evlat gibi muamele göremeyeceğini ilan etti.
Allah, evlatlık hakkındaki cahiliye anlayışını yıkmak için Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'e evlatlık edindiği Zeyd Bin Harise'nin Zeyneb'den boşanmasından sonra Zeyneb'le evlenmesini emretti. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem başlangıçta cari adetler sebebiyle biraz gönülsüzdü. Çünkü evlatlık edindiği birinin boşadığı eşiyle evlenmek utanılacak bir işti. Fakat Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem Allah'tan hususi bir emir alınca Zeyneb'le evlendi. Bu olay Kuran-ı Kerim'de şu şekilde ifade edilmiştir;

"(Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: “Eşini yanında tut, Allah'tan kork!” diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir."(Ahzab 37)
Bu ayetteki "Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyorsun" ifadeleri, Zeyd'in boşanmasından onun Zeynep'le evleneceğini Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'e Allah'ın haber verdiğini göstermektedir… Ancak bu bilgi Kuran'da geçmemektedir ve bu, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'e gayri metluv vahiy kanalıyla iletilmiştir. "Biz onu sana nikâhladık" ifadesi de bu evliliğin Allah'ın emriyle gerçekleştiğini göstermekte, bu emir de Kuran’da yer almamaktadır. Bu da bir başka delildir.
8- Kuran-ı Kerim'de Müslümanlara namaz kılmayı ve namazda sabit olmayı tekrar tekrar emretmiştir. Aşağıdaki ayette aynı emir tekrar edildikten sonra, Kuran-ı Kerim Müslümanlara özel bir imtiyaz verir. Buna göre savaş durumunda müslümanlar, düşmanlarının saldırısından korktuklarında namazı nasıl mümkün olursa öyle, ister at veya deve üzerinde, ister yürürken kılabileceklerdir. Ancak düşman tehlikesi sona ermesi halinde, müslümanlar namazı normal şekilde kılmakla emrolundular. Bu prensip aşağıdaki ayette şöyle ortaya konmuştur;

"Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın. Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın)."(Bakara 238-239)
Ayet, müslümanlar üzerine farz olan birden fazla namazdan bahsetmekte, ancak namazların tam sayısı Kuran'ın ne bu ayetinde ne de diğer surelerinde geçmemektedir. Farz namazların sayısı, yalnızca Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem tarafından beyan edilmiştir. Kuran-ı Kerim; "Namazlara devam edin" buyurarak, peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'in Müslümanlara bunu uygulamalı olarak gösterdiğini teyit etmiştir.
Yine bu ayet, "orta namaz"a özel bir önem atfetmekte, ancak (tam olarak) onun hangi namaz olduğunu belirtmemektedir. Orta namazın hangi namaz olduğunu açıklama işi Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'e bırakılmıştır.
En önemli delil de; " Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın)." Cümlesidir. Ayetin siyak ve sibakı itibariyle burada "Allah'ı anma" ayette ifade edilmese de "namaz kılma" anlamındadır. Zira ayetin bağlamı başka bir manaya izin vermemektedir.
Şu halde Kuran-ı Kerim, Müslümanlara Allah'ın kendilerine öğrettiği şekilde namazı barış ortamında bilinen haliyle kılmalarını emreder. Ayetin açık delaleti, namazın normal kılınış şeklinin Müslümanlara bizzat Allah tarafından öğretildiğidir. Ancak namazın kılınış şekli Kuran'ın hiçbir yerinde ifade edilmemektedir… Namazın nasıl kılınacağını Müslümanlara öğreten peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'dir. Kuran-ı Kerim peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in öğretmesini Allah'ın öğretmesi gibi kabul etmektedir."[62]
9- Bazı münafıklar Hudeybiye seferine katılmayarak Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında yer almamışlardı. Bunu müteakip müslümanlar Hayber savaşına çıkmaya karar verdiklerinde peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber savaşına sadece Hudeybiye seferinde kendisiyle beraber bulunanların katılacaklarını ilan etti. Hudeybiye savaşına katılmamış olan münafıklar, şimdi Hayber savaşında menfaatleri gereği bulunmak istiyorlardı. Zira onların beklentilerine göre müslümanlar bu seferden büyük ganimet elde edeceklerdi. Münafıklar bu ganimetten pay almak istiyorlardı. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem münafıkların taleplerine rağmen onların bu savaşa katılmalarına müsaade etmedi. Kuran'da bu olaya şu şekilde işaret edilir;

"Siz ganimetleri almak için gittiğinizde seferden geri kalanlar: Bırakın, biz de arkanıza düşelim, diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur." Onlar size: Hayır, bizi kıskanıyorsunuz, diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir."(Fetih 15)
Bu ayette Hayber savaşını Hudeybiye'ye iştirak edenlere hasredip, Hayber savaşına münafıkların katılmalarını istisna tutan Allah'ın evvelki bir sözünün olduğuna işaret edilmektedir. Fakat Kuran’ın hiçbir yerinde böyle bir ifade geçmemektedir. Bu sadece peygambere ait bir emirdir. Bununla beraber Allah bunu kendi sözü olarak nitelemektedir. Bunun sebebi, söz konusu emrin gayri metluv vahiy ile iletilmiş olmasıdır.
10- Peygamberliğin ilk günlerinde Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine nazil olan Kuran ayetlerini unutmamak için onlar iner inmez okuma itiyadında idi. Bu kendisi için zor bir talimdi. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'in vahyi işitmesi, doğru olarak anlayabilmesi, vahyi ezberleyebilmesi ve bunların aynı zamanda olması kendisine çok zor gelmekteydi. Allah şu ayeti indirerek onu bu meşakkatten kurtardı;

"(Resûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasınki, onu açıklamak da bize aittir."(Kıyame 16-19)
Fetih suresinin 19. ayetinde Allah, Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'e Kur'an ayetlerini açıklamayı vaat etti. Bu açıklamanın bizatihi Kuran-ı Kerim ayetlerinden ayrı olacağı açıktır. O, Kuran’a dahil olmayıp ya onun bir izahı, ya da tefsiridir. Bu bakımdan bu beyan, Kuran-ı Kerim'in sözlerinden farklı, biraz değişik bir şekilde olmalıdır. Bu ise tam olarak gayrı metluv vahiyle ifade edilen şeydir. Ama bu vahyin iki türü de, her ne kadar farklı biçimde olsalar bile, Peygambere Allah tarafından indirilmiş olup, müslümanlar her ikisine de inanıp itaat etmelidirler.
11- Kuran, vahyin bu iki farklı çeşidini şu ayette özetlemektedir;

"Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir."(Şura 51)
Şu halde bu iki şeklin dışında Kuran-ı Kerim'in inzali, üçüncü bir vasıtayla, yani ayette elçi olarak tayin edilen melek (Cebrail a.s.) aracılığıyla gerçekleşmiştir. Bu durum başka bir ayette açıkça belirtilir;

"De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir."(Bakara 97)

"Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Resûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olman için Apaçık Arapça bir dille Senin kalbine indirdi."(Şuara 192-195)
Bu ayetlerde Kuran'ın bir melek vasıtasıyla indirildiği gayet açıktır. Sözü edilen bu melek, Bakara 97. ayetinde geçtiği üzere Cibril'dir. Aynı melek, Şuara 193. ayetinde "Ruhul emin" diye anılır. Ancak yukarıda iktibas edilen Şura 51. ayeti, vahyin indirilişinin iki yolunun daha olduğunu belirtir. Bu iki şekil de peygamber'le ilgili olarak kullanılmıştır. Şura 51. ayeti, peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem'e gönderilen vahyin Kuran-ı Kerim'le sınırlı olmayıp, Kuran'da yer almayan başka vahiylerin de bulunduğunu ifade eder. Bu vahiyler, "gayri metluv vahiy" olarak adlandırılır.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bütün sözleri, fiilleri ve tasarrufları Yüce Allah’ın kontrolü altındadır. Kendi içtihadıyla ortaya koyduğu dini söz ve fiillerinde yanılsa bile, bunlar da Allah Azze ve Celle tarafından düzeltilmiştir.[63] Allah Teala Onun içtihadını kesinleştirdiği sırada onun içtihadı, hükmen vahiy olur.[64]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki; “Bana verilen şey, sadece Allah’ın bana verdiği vahiydir.”[65]
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hadislerini yazmak konusunda soran Abdullah Bin Amr radıyallahu anhuma’ya; “yaz, Allah’a yemin ederim ki benden hak sözden başkası çıkmaz” buyurmuştur.[66]
Başka bir hadiste; “Cibril kalbime attı ki; hiçbir nefis, rızkını tamamlamadan ölmeyecektir. Öyleyse onu helal yollardan arayın” buyrulmuştur.[67]
Yine “Haberiniz olsun! Bana Kitap (Kur’an) ve onunla birlikte, onun gibisi (sünnet) verilmiştir.”[68] Sahih hadisi ve birçok benzer rivayetler de, sünnetin Allah tarafından verilmiş bir vahiy olduğunu ifade eder.
Dr. Bünyamin Erul, “Sahabenin Sünnet Anlayışı” adlı eserinde; “…Kuran vahyi dışında Allah – Cebrail - Rasulullah arasındaki vahiy iletişimi gayet sınırlıdır, zannedildiği gibi o kadar fazla değildir.”[69] Diyor. Bünyamin Erul, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Cebrail aleyhisselam ile bütün görüşmelerine tanık olmuş gibi bir ifade kullanıyor. İnsana; “Sen nereden biliyorsun?” diye sormazlar mı?
Ayrıca, bilindiği gibi peygamberlerin rüyası da vahiydir. Gerçi Erul, bunu da kabul etmiyor.[70] Fakat bu konuda ısrarcı olmasının manası yoktur.
İbni Abbas ve İbni Ömer radıyallahu anhuma‘dan gelen merfu hadiste; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Peygamberlerin rüyaları vahiydir” buyurmuştur[71] Bu rivayet Erul’un iddiasının aksine sadece mevkuf değil merfu olarak da gelmiştir.
İbni Abbas r.a.; “Bütün peygamberlerin rüyaları vahiydir” demiştir.[72] Aynısını Katade[73], Ubeyd Bin Umeyr[74], Enes[75], Muaz bin Cebel[76] İbni İshak[77], Ahmed Bin Hanbel[78] ve İmam Şafii de söylemiştir.[79]
Kur’an dışındaki vahyi Cebrail A.s.’ın getirmiş olması da şart değildir.
Diğer bir hadisi şerifte; “Salih rüya Allah’tan, kötü rüya ise şeytandandır.” Buyrulmuştur.[80] Peygamberler dışındakilerin rüyaları şeytanın müdahalesinden korunmuş değildir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında kimseye şeytanın teslimi vaki olmamıştır.
Ancak, sahabeler rüyalarını anlattıklarında, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tasdikinden geçmesi suretiyle amel edilmiş, üzerine hüküm bina edilmiştir. Mesela ezan uygulaması sahabelerin rüyasının Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından onaylanması ise uygulamaya girmiş[81], Rasulullah, Tufeyl bin Sehbera’nın rüyası üzerine ashabına uyarıda bulunmuş[82], Ensar’dan birinin rüyası üzerine namazlardan sonraki tesbihatın sayısını indirmiş[83], sahabelerin rüyasıyla Kadir gecesini tespit etmiş[84], Abdullah Bin Selam’ın rüyası üzerine onu cennetle müjdelemiştir.[85]


[61] Osmani a.g.e.(s.35)
[62] Osmani a.g.e.(s.38)
[63] Bunun örnekleri için bkz.: Tevbe, 43, 84, Enfal, 67, İsra, 74, Ahzab, 2, 37 Abese, 1-10,Yunus, 94, En’am, 35, 52, Tahrim, 1, Nisa, 105, Münafıkun, 6.
[64] Bikai Nazm(19/43) Ebu Zehv el-Hadis(s.13) Muhammed Süleyman Aşkar Ef’alir-Rasul(s.30)
[65] Buhari(fadailul Kur’an 1) Müslim(iman 239) Ahmed(2/341, 451)
[66] Ebu Davud(ilim 3) Darimi(mukaddime 43) Ahmed(2/162,192)
[67] Müslim(münafıkun 64) Ahmed(3/50)
[68] Ebu Davud(sünnet 5, imare 33) Tirmizi(ilim 10) Ahmed(2/367, 4/132) geniş tahrici için bu kitabın mukaddimesine bakınız.
[69] Bünyamin Erul Sahabenin Sünnet Anlayışı(s.226)
[70] İslamiyat dergisi ocak mart 2000 sayısı (s.162)
[71] İbni Abbas r.a.’dan merfuan; İbni Ebi Asım es-Sunne(1/202) İbni Kesir Tefsiri(4/16) El-Bidaye ven-Nihaye(1/157) Taberi(1290) Şevkani Fethul Kadir(4/406) Suyuti Durrül Mensur(7/104) İbni Ömer r.a.’dan merfuan; Deylemi(3264) Keşful Hafa(1/518) Siyretul Halebiye(1/419)
[72] sahihtir. Hakim(2/468, 4/438) Taberi Tefsiri(12/15) Tirmizi(3689) Taberani(12/6) Mecmauz Zevaid(7/176) İbni Hacer “sahih” kaydıyla; Fethul Bari(13/483) İbni Ebi Asım es-Sünne(1/202) İbni Kesir Tefsiri(2/469) İbni Hacer ve Busayri; “ravileri güvenilirdir” kaydıyla İbni Muni’den naklen; İthaf(6740) Metalibul Aliye(2824) Suyuti Durrül Mensur(4/498)
[73] Taberi Tefsiri(23/78) Şevkani Fethul Kadir(4/403) Ebu Cafer en-Nehhas Meaniyul Kur’an(3/283)
[74] Buhari(1/64, 293) Beyhaki(1/122) Humeydi(1/224) Taberi(23/78) İbni Kesir(4/15) Müsedded’den naklen; Busayri İthaf(6739)
[75] Fethul Bari(1/239)
[76] sahih isnad ile Ahmed(5/233) İbni Ebi Asım es-Sünne(1/202) Fethul Bari(6/323) Tuhfetul Ahvezi(10/121) İbni Kesir Camiul Mesanid(11/479-80)
[77] Kurtubi(15/102)
[78] Zadul Mead(3/37)
[79] Şafii el Ümm(5/127) Beyhaki(8/154) et Temhid(6/393)
[80] Müslim(rüya 3) bkz. Buhari(bedül halk 11, tıb 39, tabir 3,4) Muvatta(ruya 4)
[81] Ebu Davud(421, 430) Tirmizi(174) İbni Mace(706-7) Ahmed(10880-82) Darimi(1163)
[82] sahih isnad ile; İbni Mace(2118) Ahmed(19773) Darimi(2583) Beyhaki Delail(7/22)
[83] Nesai(3/76)
[84] Buhari(tabir 8) Müslim(sıyam, 205-208) Muvatta(itikaf 14)
[85] Müslim(fadailus sahabe 148) Buhari(menakıbul ensar 19)
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin lale'a Teşekkür Edenler
*perwerder* (03-25-2009)
Eski 03-24-2009   #10
lale
Administrator
 
lale - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 15.048
Teşekkürler: 23.254
8.855 Mesajına 17.854 kez Teşekkür Edildi.
lale is on a distinguished road
5- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Kur’an’ı Açıklama Görev ve Yetkisinin Verildiğini Gösteren Ayetler;

“Biz, her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (emrolundukları şeyleri) açıklasınlar.”(İbrahim 4)

“Sana bu Zikri (Kuran’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve ta ki onlar da düşünüp öğüt alsınlar.”(Nahl 44)

“Nitekim size içinizden bir peygamber gönderdik, size ayetlerimizi okuyor, sizi (günahlardan) temizliyor, size Kitab’ı ve hikmeti öğretiyor, size bilmediğiniz şeyleri de öğretiyor.”(Bakara 151)
Daha önce belirttiğimiz gibi, bu ayetlerde geçen “açıklama” ve “hikmet” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetidir. Allah’ın Kuran’ı koruduğu gibi, sünneti korumayacağını iddia etmek iman eden bir kimsenin tavrı olamaz.

“Şüphesiz ki Biz, bu Kitab’ı sana hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin!..”(Nisa 105)
Bu ayette Allah’ın, rasulüne hüküm verme yetkisi verdiği apaçık ifade buyruluyor. "Allah'ın sana gösterdiği şekilde" ifadesi de Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'in vahiyle hareket ettiğini göstermektedir.

“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et!..”(Maide 67)

“Biz sana Kitab’ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için, (o Kitap) yol gösterici ve rahmet olsun.”(Nahl 64)
Bu ayet, ayrılığa düşülen hususlarda başvurulacak merciin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in açıklaması yani sünnet olduğunu vurguluyor.

“(Ey Muhammed!) Onu tekrarlamak için (henüz Cebrail sana vahyi bitirmeden) dilini depretme. Onu (senin kalbine) toplamak ve sana okutmak bize düşer. Sana Kuran’ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da bize düşer.”(Kıyame 16-19)
Allah Azze ve Celle, “sonra onu açıklamak bize düşer” buyurmakla, bu açıklamanın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbine kendisi tarafından koyulacağını belirtiyor ki, bu da sünnetin vahiy olduğuna delildir.
İbni Abbas r.a. der ki; “Yüce Allah, Kuran’ı senin kalbinde toplamak bize aittir ayetiyle; “sükût et ve dinle” diye emretti. Sonra onu açıklamak da bize aittir ayetiyle de; “onu senin lisanınla açıklamak bize aittir” diye buyurdu.”[86]

“…Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediklerini öğretmiştir…”(Nisa 113)
Allah Teala’nın vaat ettiği bu beyanı, hem bazı ayetlerin ileride inecek bazı ayetlerle daha da açılacağı, hem de izaha muhtaç bazı ayetlerin yine kendisinin vahyi ve öğretmesi ile Rasulü tarafından açıklanacağını bildiriyor.[87]
6- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Hakemliğini ve Verdiği Hükümlerin Kabulünü Öngören Ayetler;

“Hayır, Rabbin hakkı için onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olamazlar.”(Nisa 65)

“Allah ve Rasulü bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”(Ahzab 36)

“Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak; “işittik ve itaat ettik” demeleridir. Ve işte kurtuluşa erenler de onlardır.”(Nur 51)

“Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz – eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız – onu Allah’a ve Rasulüne götürün. İşte bu, daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.”(Nisa 59)
Hükmü Allah’a götürmek; Kuran’a başvurmak, Rasulüne götürmek ise; Sünnet’e başvurmak demektir.
İmran Bin Husayn radıyallahu anhuma’nın bulunduğu bir mecliste adamın biri;
“Kuran’da olandan başkasından bahsetmeyin” deyince İmran radıyallahu anh;
“Sen akılsız bir adamsın! Öğle namazının dört rekat olduğunu, onda kıraatin açıktan olamayacağını, Allah’ın Kitab’ında gördün mü?” sonra zekat ve benzeri hükümleri sıraladı ve şöyle ilave etti;
“Bütün bunları Allah’ın Kitab’ında açıklanmış olarak buluyor musun? Kitabullah bunları müphem bırakmış, sünnet de açıklamıştır.”[88]
Esedoğullarından (Ümmü Yakub adlı) bir kadın İbni Mesud radıyallahu anh’e geldi ve dedi ki;
“Senin saç ekleyene ve ekletene lanet edilmiştir dediğini duydum. Öyle mi?”
“Evet”
“Ben Kuran’ın iki kapağı arasında böyle bir şey bulamadım!”
“Eğer iyi baksaydın bulurdun.” Dedi ve bir Mushaf getirtip “Rasul size neyi verdiyse onu alın ve neyden sakındırdıysa ondan sakının”(Haşr 7) ayetini okudu. Kadın dedi ki;
“Bunu böyle düşünmemiştim. Fakat senin hanımın bile saç ekletiyordur.”
“Ey kadın! Onu çağır da kontrol et.” Bunun üzerine kadın onu kontrol etti fakat bir şey bulamadı. İbni Mesud radıyallahu anh;
“Bir şey buldun mu?” dedi. Kadın;
“Hayır” dedi. İbni Mesud radıyallahu anh dedi ki;
“Eğer sen onda böyle bir şey görseydin onunla alakam kalmazdı.”[89]
Ebu Bekr radıyallahu anh’ın rivayet ettiği merfu hadisi şerifte buyruluyor ki; “Benim adıma bilerek yalan uyduran veya emrettiğim bir hususu reddeden kimse cehennemde kalacağı yere hazırlansın!”[90]

7- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Helal ve Haram Koyma Yetkisi Veren Ayetler;

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Elçi’ye, o ümmi peygamber’e uyarlar. O peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten men eder; onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlar, işte onlar felaha erenlerdir.”(A'raf 157)
Allah Azze ve Celle, bir önceki ayette zikrettiği “rahmetine dâhil edeceği kimseler”in takva sahibi, zekâtlarını veren ve Ayetlerine iman eden kimseler olduklarını beyandan sonra bu şekilde vasıflıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmeyi, onun emir ve yasaklarına uymayı, onun belirlediği helal ve haram hükümlerine riayet etmeyi, ona destek olup saygı göstermeyi, Kuran’a ve şeriata uymayı bu rahmete dâhil olmak için şart koşuyor. Şu ayette de böyle yapılmadığı takdirde başa gelecek akıbet ile tehdit ediyor;

“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve Ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.”(Tevbe 29)
Talha Bin Nudayle radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadisi şerifte de; “Allah Azze ve Celle sizin aranızda, emrolunmadığım halde ihdas ettiğim bir sünnetten dolayı bana soru sormayacaktır.”[91] Buyrulmuştur.
[86] Buhari(tefsiru sure 75, 2 fadailul Kur’an 28)
[87] Bkz.: Taberi(29/190-191)
[88] İbni Abdilberr Cami(2/234) Şatıbi Muvafakat(4/19) Hakim(1/109) Hatib el-Fakih(1/77) el-Kifaye(s.38)
[89] Buhari(7/64,6/58) Müslim(libas 120) Ebu Davud(4169) Tirmizi(1987)
[90] Mervezi Müsnedu Ebi Bekr(69) İbni Adiy Kamil(1/21) Camius Sağir(8993) Feyzul Kadir(6/214) Mecmauz Zevaid(1/142) Mecmaul Bahreyn(1/26) Kenz(10/234)
[91] Sahihtir. İbni Kani Mucemus Sahabe(2/287, 3/159) İbni Ebi Asım el-Âhadu vel-Mesani(5/202) el-İsabe(3/535, 5/116) Mecmauz Zevaid(4/100 Taberani’den) İbni Kesir Camiul Mesanid(6/533, 8/528) Huseyni el-Beyan vet-Tarif(2/295) Zadul Mead(5/463) İbni Nasr Reddül Vafir(s.4-6) Kenzul Ummal(38026) Suyuti Miftahul Cenne(s.16)
lale is offline   Alıntı ile Cevapla
Bu Mesaj İçin lale'a Teşekkür Edenler
*perwerder* (03-25-2009)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
değil Yeni mesaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevap var Son Mesaj
Aklı karışıklar için tasavvuf müdafası lale Tasavvuf 9 10-22-2011 08:04
Sünnet İnkârcılarına Cevap; SÜNNET’İN İSLÂM’DAKİ YERİ VE ÖNEMİ Katre-i Matem Reformistlere reddiyeler 25 07-21-2009 10:55
Sünnet Nedir? lale Hadis/Sünnet 12 03-31-2008 11:24
Ehl-i Sünnet Kasidesi Ene-Zerre Şiir 1 09-19-2007 14:19
Sünnet de delildir Ene-Zerre Hadis/Sünnet 0 07-16-2007 12:18


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:39 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
çakşır