|
Tasavvufi Hayat Nasıl Başladı?
Tasavvufi Hayat Nasıl Başladı?
Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) risalet görevine başladığında etrafında zamanla pek çok insan toplandı. O'na ilk inanan müminlere Ashab-ı Kiram denildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile beraber yaşadıkları devre ise Asr-ı Saadet adı verildi.
Rasulullah Efendimiz (s.a.v.)'in risalet görevi ile, kendisine inanan müminler, hakikatte O'nun terbiyesine altına girmiş oluyorlardı. Peygamber Efendimiz Ashab-ı Kiram'ı irşad ediyor, onlara yol gösteriyordu.
Efendimiz (s.a.v.) hem risaletin sahibi hem de velayetin öncüsüydü. Risaletinde hem nübüvvet hem de velayet olduğundan, beşeriyyeti terbiye ederken, hutbe okurken, sohbet ederken, hayatın tüm hallerinde sadece ilâhi hükümleri tebliğ etmekle kalmıyor, aynı zamanda Ashab-ı Kiram'ı tezkiye ediyordu.
Rabbimiz Teâla şöyle buyuruyor:
"Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resul gönderdik." (Bakara. 151)
O'nun irşadıyla; en uzağından en yakınına, O'nu bir defa göreninden bin defa görenine kadar bütün ashabı, Nur-u Muhammedi ile aydınlanıyordu.
Efendimiz (s.a.v) güneşin dünyayı aydınlattığı gibi ashabının kalplerini aydınlatıp onların ahlakını değiştiriyordu. Onun için tasavvuf, kötü olan ahlakı güzel ahlaka dönüştürmek; tezkiye de, manevi temizlik demektir.
Eğer bu tür bir değişiklik, kötü ahlakın güzelliklere, küfrün imana, isyanın itaate, İhlasın salih amellere dönüşmesi olan bir eğitim olmasaydı, Ashab-ı Kiram'dan sonra Kur'an ve Sün-net'in hükümleri kaybolur giderdi. Sahabeyi görenler de değiştiler, islam'ın güzelliklerine kavuştular. Allah ve Rasulüne bağlılıklarını artırdılar.
Nihayet İmam-ı Azam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik gibi büyük zatlar yetişti. Onlar Ashab-ı Kiram'ı görünce Rasulullah Efendimiz'i (s.a.v.) görür gibi oluyorlardı. Onlara Tabiîn adı verildi. Tabiin alimlerini görenlere ise Tebe-i Tabiin denildi. Onlar kamil insanlardı.
Ne var ki, Asr-ı Saadet ile başlayan bu terbiye, tezkiye hayatı gün geçtikçe azaldı. Nefsin lezzetleri ve dünya sevgisi çoğaldıkça, kamil insanlar azaldı.
Asr-ı Saadetten bir-iki asır sonra da insanlar İslam'ın hükümlerini doğru olarak kendilerine öğretecek Nur-u Muham-medryi aramaya koyuldular.
Bu arayışın amacı, Nur-u Muhammedi'ye kavuşarak irşat ve ıslah olmaktı, irşat edecek kişi kamil bir mürşit olmalıydı. Önderlerine mürşit, bulundukları öekane da tekke, dergah dediler. Kamil bir zatın yanında islami terbiye almaya başladılar.
Böylece tasavvufi hayat başlamış oldu. Dergahlarda yaşanan hayatla Asr-ı Saadet'te yaşanan hayat aynıydı. Ama sadece isim değişmişti.
İmam-ı Azam Hazretleri, 'Ben bir mezhep kuruyorum, ismi Hanefi mezhebi olsun' demedi. Halk, kendisine sorular soruyordu. O da bunlara cevap veriyordu. Kur'an-ı Kerimin ayetlerine, hadislere göre hüküm veriyordu.
Ama önceki gördüğü nesli, Ashab-ı Kiram'ı bilerek, tanıyarak bu sorulara fetvalar veriyordu, İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Malik Hazretleri de böyle yapmışlardı. Bazı zamanlar oldu ki aynı konuda üçünün de farklı görüşleri oldu.
Derken, İslamı yaşayan abidler, zahidler, alimler çoğalmaya başladı. Görüşleri Kur'an ve Sünnetin hükümlerine uygun olanlara Ehl-i Sünnet denildi.
Ehl-i Sünnetin arasında, Allahu Tealâ'ya kulluk vazifesini yerine getirebilmek, kalpleri Allah ve Resulünün sevgisiyle doldurabilmek, gafletten insanları koruyabilmek için bir hayat tarzı ortaya çıktı: Sofilik.
Ve hicretin ikinci asrından itibaren bu isim, Ashab-ı Kiram'ı gören insanların kullandıkları, anladıkları, yaşantısını gördükleri ve alışageldikleri bir isim oldu.
Tasavvufi hayat nasıl başladı?
(Mehmet Ildırarar)
__________________
İlahi ente maksudi ve rıdaike matlubi
"Rabbimiz! Bizim günahımızı bağışla.Kötülüklerimiz ört ve bizi salihlerle (yaşatıp, onlarla birlikte iken) canımızı al." (Al-i imran suresi 193) AMİN
|