|
|
Tekfİrİn Tehlİkelerİ
Ehl-i sünnet kelâmcılarıyla fukahânın büyük çoğunluğunu tekfir mevzuunde temkinli hareket etmeye, daha doğrusu tekfirden kaçmaya sevkeden şey ne olabilir?
Bir defa tekfir, yani bir müslümanın veya müslüman sanılan bir insanın İslâm dairesinden çıktığını ilân etmek büyük, pek büyük bir hadisedir.
Zira islâm hukukuna göre küfrüne karar verilen kimse (mürted) artık dünya hayatında islâm cemiyetinin müslümana tanıdığı haklardan, hatta bütün insan haklarından mahrum olur.
Mürted İslâm esaslarının hangi noktasında küfre düşmüşse o noktada tenvir edilir. Şayet vazgeçerse yeniden islâm cemiyetine dâhil olur. Aksi takdirde öldürülür.
Müslümanken küfre düşen bu insan şayet idam cezası tatbik edilemez de islâm cemiyeti içinde yaşamasına devam ederse kendisine selâm verilmez, selâmı alınmaz. Müslüman bir kadınla evlenemez, evlenmiş bulunuyor idiyse tatlîk edilir. Bu hal üzere ölürse cenazesi yıkanmaz, namazı kılınmaz, islâm kabristanına defnedilmez, kendisiyle akrabası arasında veraset hükümleri yürütülmez.
Böyleleri ahirette ebedî olarak cehennemde kalır... Bu kadar korkunç neticeler doğuracak bir karar vermek, böyle bir hüküm ilân etmek iman ve vicdan sahibi bir insan için basit değildir.
Sonra, aynı ALLAH'ı (c.c) rab, aynı İslâmı din, aynı Muhammed'i (sal-lâllahu aleyhi ve sellem) peygamber ve aynı Kâ'beyi kıble bilen insanların, birbirlerinin kâfir olduğunu ilân etmesi İslâmiyete, İslâm cemiyetine ve insanlığa ne kazandırır?
Rasûl-i ekrem (s.a.) efendimizin Medine cemiyetinde, münafıkların mevcudiyetine rağmen, tekfirden kaçınmaları ve islâmlaştırma siyaseti takibetmeieri elbette bir çok hikmetlere bağlı bulunuyordu.
Bilgili, geniş görüşlü, insaflı, dünya durdukça İslâm dininin ya-şıyacağına ve yayılacağına gönül bağlamış islâm âlimleri, Kelime-i şehâdet getirip «Ben müslümanım!» diyen insanı tekfir etmezken, Rasûlüllahın fi'iî sünnetlerine ve şu hadislerine tâbi oluyorlardı :
«Lâ ilahe illALLAH diyene kadar insanlarla savaşmaya memur edildim. Bunu söylediler mi hukukî vecibeler müstesna kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İçyüzlerinin muhasebesi ise ALLAH'a (c.c) aittir» [1]
«Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kimse, ALLAH'ın (c.c) ve Rasûlünün teminatını elde etmiş müslüman kabul edilir. O hade (böylelerini öldürmek suretiyle) ALLAH'ın (c.c) verdiği teminat ve ahdi bozmayın» [2]
Sahih hadis mecmuaları, mümine lanet etmenin, küfürle itham etmenin pek tehlikeli neticelerini haber veren hadisler nakletmektedir. Bazılarını aktaralım :
Sabit b. ed-Dahhâk'in rivayetine göre Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: «Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mümini küfürle itham eden onu öldürmüş gibi olur» [3].
Müslim'in, Ebü Zer rivayetiyle tahric ettiği hadiste ise şöyle buyrulur: «Kim bir insanı küfürle çağırırsa, yahut öyle olmadığı halde : ALLAH (c.c) düşmanı! derse söz kendisine döner»[4].
Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiştir, Peygamber aleyhisse-lâm şöyle buyurur: «Bir insan (müslüman) kardeşine: Ey kâfir! diye hitabettiği zaman, bu sözü ikisinden biri üzerine almış olur: Şayet söylediği gibi ise küfür muhatabında kaiır, değilse söyliyene döner» [5]
Yine İbn Ömer'den Ebû Davud'un rivayeti daha sarihtir: «Her hangi bir müslüman diğer bir müslümanı tekfir ettiğinde, şayet o, kâfirse (diyecek yok), aksi takdirde bizzat kendisi kâfir olur»[6].
Havârıcı tekfir eden bazı ehl-i sünnet mensupları bu sonuncu hadis ile istidlal etmişlerdir.
Çünkü Havaric, ashabın bazılarını tekfir etmiştir[7]. Ne var ki hadisin, sahih olmakla beraber, mütevatir bulunmayışı Havarici tekfirden kurtarabilir.
Lâ ilahe illALLAH diyen bir insanın tekfir edilerek öldürülemîyece-ğini, hatırımızdan silinmiyecek tarzda canlandıran hadiseden de söz etmeliyiz.
Ashâb-ı kiramdan Üsâme b. Zeyd Peygamber efendimizin çok sevdiği bir gençti. Daha yirmi yaşlarında iken Rasûlüllah, onu, Ebu Bekir ile Ömer'in de dâhil olduğu bir orduya kumandan tayin elmiş ve hakkında: «İnsanların içinde en çok sevdiklerimden biridir; onun için hayırhah olunuz; o, sizin en hayırlılarınızdandır» buyurmuşlardır [8]. Üsâme şöyle anlatıyor:
Rasûlüllah (s.a.), bizi bir müfreze halinde düşmana karşı göndermişti. Biz de gittik, sabah vaktinde Cuheyne kabilesinin topraklarına girdik. Düşman tarafından birini yakaladım, l_â ilahe illALLAH dediği halde bakmiyarak öldürdüm. Fakat içime bir şüphe düşmüştü. Dönüşte hadiseyi Rasûlüllaha anlattım. «Lâ ilâhe illALLAH dediği haide onu nasıl öldürdün?» buyurdu. (Ebû Davud'un rivayetinde şöyle : «Kıyamet gününde, onun söylediği Lâ ilahe illâllah'ın elinden seni kim kurallahtaracak?»). Ben:
''Yâ Rasûlâllah, dedim, o, bunu silah korkusuyla söylemişti.'' Şu sert cevabı verdi:
«Sen onun kalbini mi yardın da kelime-i tevhidi samimiyetle mi yoksa silah korkusuyla mı söylediğini anladın! Kıyamet gününde Lâ ilâha illâllah'ın elinden seni kim kurtaracak?». Rasûlüllah bu âzârmı o kadar çok tekrar etti ki «Keşke bugünden önce müslüman olmasaydım (da .bu hadiseyle karşılaşmasay-dim!)» diye temenni ettim [9][10]
[1] Müslim, el-îman, 8; bk. el-Buhârî, ez-Zekâh, 1; İbn Mâce, el-Fiten, 1. çarşılı, Osmanlı Tarihi, IV, I, 197, 223).
[2] el-Buhârî, es-Salâh, 28; bk. Ebû Dâvûd, el-Cihâd, 95.
[3] el-Buhârî, el-Eymân, 7; et-Tirmizî, el-îman, 16.
[4] Müslim, el-îman, 7.
[5] Müslim, el-îman, 26; et-Tirmizî, el-îman, 16; el-Muvatta', el-Kelâm, 1.
[6] Ebû Dâvûd, es-Sünen, 5.
[7] el-Âmidî, ag.e., vr. 275/a.
[8] İbn Sa'd, et-Tabakat, II, 248-250.
[9] Müslim, el-îman, 41; Ebû Dâvûd, el-Cihad, 95.
[10] Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi, Damla Yayınevi:276-278.
|