 |
|
01-06-2008
|
#1
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
|
Yunus Emre
XIII. yüzyıl... Anadolu’da çöküntü devri... Savaşlar, işgâller, ayaklanmalar, yağmalar, ağır vergiler, can ve mal kaygısı, kıtlık, kargaşa...
Öte yandan, Moğol akınlarıyla batıya göçen mâneviyat erlerinin can veren nefesi... Kanla sulanan topraklarda Tasavvuf tohumlarının yeşermeye başlaması...
Yoksulluk ve huzursuzluğun insanları arayışa götürdüğü bu dönemde,
birliğe hasret gönüllere su serpen bir ses duyulur:
“Ben gelmedim dava için
Benim işim sevi için”
Ve Kendini şöyle tanıtır;
“ Ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm”
Aslen, ette de kemikte de var olan o bilinç , Yunus adını alıp Âşık anlamına gelen ‘Emre’yi de lâkap seçer kendine...
Tarihçiler kayıt düşmeye bayılır; bir doğum yeri ve yaşam hikayesi aranır sesin ardında...
Kimdir Yunus Emre?
Ne zaman doğmuştur, nerede?...
O her ne kadar ,
“Evvel benim ahır benim
Canlara can olan benim
Ağ üstünde kara dizen
Ol yazılan Kur’an benim”
dese de sorular sürer inatla... İşin garibi, cevaplar da kesin değildir. Rivâyetlere dayalıdır eldeki yaşam öyküsü... Bilgiler, her zaman birbirini tutmaz. Dile gelen şiirlerde aranır ipuçları...
Kimi uzmanlar Karaman’da, kimileri Sarıköy’de doğduğunu ileri sürer. “O her yerde doğmuştur, mezarı da her yerdedir” diyenler de vardır.
1240-41’de Eskişehir yakınlarında, Sarıköy ‘de doğduğunu kabul edenlere göre, yoksul bir çiftçidir Yunus. Bir gün kıtlık olup da ekin bulamayınca, dertlere deva olduğunu duyduğu Hacı Bektaş’a gitmeye niyetlenir. Öküzüne alıç yükler, buğday karşılığında vermek üzere... Hacı Bektaş, “Sorun” der abdallara, “buğday mı verelim, nefes mi?”
Yunus, “Nefesi ne yapayım? “der . “Bana buğday gerek!.” Üç kez yinelenir soru ve hep aynı karşılık alınır... Böylece, öküzüne taşıyabileceği kadar buğday yüklenip gönderilir.
Tam köyden çıkarken aklı başına gelir... Geri dönüp çuvalları indirir; himmet ettikleri nasibini istediğini, buğdaydan vazgeçtiğini bildirir. Ne var ki, nasip anahtarının Taptuk Emre ‘ye verildiği, gidip ona kapılanması gerektiği söylenir.
Yine yola düşer Yunus... Sonunda, Tapduk ‘a ulaşır. Nasibini almak için burada hizmet etmeye başlar... Görevi odun taşımaktır. Sırtı yara içinde kalıncaya kadar...
Teslimiyetin en güzel örneğini verir . ”Üstüne sinen dünya kokularından kurtulmak için” ağır çilelere, riyâzatlara katlanır.
Kırk yıl boyunca tekkeye ne yaş bir odun getirir ne de eğri... Onun bu hizmetini çekemeyen diğer müridler, dedikoduya başlarlar, ”şeyhin kızını sevdiği için böyle yapıyor” derler. Tapduk, “dağda hiç eğri odun yok mudur?” diye sorduğunda, ”Bu kapıya eğri odun yakışmaz” cevabını verir.
Şeyhi onu uzun seyahatlere gönderir... Bir zaman dolaşır yollarda... Gurbeti içinde yaşayarak... İlahi aşkın ateşi ve hakiki vatanının özlemiyle diyar diyar gezer. Konakladığı yerlere de o ateşin ışığını yansıtır. Yolculuklar bitip de geriye döndüğünde, dergâhın kapısını Tapduk ‘un Hanımı açar. Pîr’in kendisini kabul etmesini dileyen Yunus’a “sen kapı eşiğine yat. Şeyh, sabah namazı için kalktığında ayağı sana takılınca, ’kim bu?’ diye sorar. Ben ‘Yunus’ derim .’Bizim Yunus mu?’ diye sorarsa anlaşılır ki, gönlündesin. Hangi Yunus?’ derse vay haline!.. Git, dermanını başka yere ara...”
Ana Bacı‘nın dediği gibi yapar. Sabah olunca, Pîri müjdeli işareti verir:
”Bizim Yunus” tur o. Çileler, imtihanlar bitmiştir. Ama, sadece kendini kurtarmak değildir maksat...
Tapduk Emre, bir gün yanına çağırıp “Artık, ayrılık vakti geldi Yunusum. Asamı fırlatıp atacağım, sen de onu buluncaya kadar dolaşıp irşâd vazifesi yapacaksın. Asamı bulduğun yer, canını Yaradanına teslim edeceğin yerdir.” der.
Böylece Yunus, hayatının geri kalan kısmını, “il il dolaşıp safâ gönüllere Baba Tapduk’ un mânâsını saçarak” geçirir.
Bu yolculuklar sırasında Mevlânâ ile de tanışır, onun meclisinde bulunur .
Nihayet, asayı Sarıköy yakınlarında bulur, bazı şiirlerinden anlaşıldığı üzere vefatı da burada olmuştur.(1320-1321). Vasiyeti, tek maddeliktir : Şeyhinin eşiğine gömülmek. Böylece, Tapduk ‘u ziyarete gelenler, kendi mezarını çiğneyeceklerdir.
Gerçi en az on ayrı yerde türbesi olduğu söylenir;
“Ölür ise ten ölür ,Canlar ölesi değil “diyen bu sesi bir mezara sığdırmak mümkün olursa tabii!..
Yunus, kendi deyimiyle Tapduk’ un koluna konan bir doğan olmuş, mânevi yolculuğuna onun feyziyle devam etmiştir. Yolun başındayken
“Bu dünya bir gelindir , yeşil –kızıl donanmış
Kişi yeni geline bakıbanı doyamaz “
diyecek kadar dünyaya bağlıyken, ilerledikçe mücâhededen müşâhedeye, mecazi aşktan gerçek aşka erişir,
“Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçtim dükkânım yağma olsun!”
diye seslenmektedir artık. Sözden öze, ayrılıktan vuslata, şeriatten hakikâte, kulluktan sultanlığa ulaştığında,
“Benem ol aşk bahrisi denizler hayran bana
Derya benim katremdir zerreler umman bana”
sözleri gelir dile...
Renkten renge boyanır Yunus o durakta... Kâh Adem’le Cennet’ten kovulur, kâh Nuh’la gemiye biner. Miraca çıkar kimi zaman... Ateşte İbrahim olur, kimi zaman da ateş olur İbrahim’ e... Mansur’la asılır ; ama ona urgan olan da kendisidir...
Her sözün aşktan dile geldiğini, kendisinin ne kara ne de akı okuduğunu bildirir. Bazıları, bu sözlerden okur yazar olmadığı mânâsını çıkarırlarsa da o ,
“Dört kitabın mânâsın okudum hâsıl ettim
Aşka gelince gördüm, bir uzun hece imiş”
diyerek, bütün bilgilerini aşk ateşinde yakıp yok ettiğini anlatır. Gerçekte Yunus Emre, okuma yazma bilmenin ötesinde, devrinin hayli bilgili, aydın kişilerindendir. Ümmilik ile cahilliği kesin çizgilerle ayırır ve “cahilleri sohbetten her dem süresim gelir” ifadesiyle hakikâtin cahili olmadığını ilan eder.
Ya şu dizelere ne diyelim?
“Ben bir kitap okudum, kalem onu yazmadı
Mürekkeb eyleyeydim yetmeye yedi deniz.”
Âşık olmayanların onu anlaması çok zordur.” Sevgilinin yüzünü gördüğünde ikiliği yağmalamıştır, can dost mihrabında secdeye varmıştır.Beş vakit birikmiş, bir yere gelmiştir, Âşıkların namazı, el suya banmadan, el ayak deprenmeden, baş secdeye gitmeden kılınır. Aşk milleti, her milletten ayrıdır,onların Âyetleri dünyada da ahirette de bambaşkadır. Bu yolda, küfür de imân da perdedir artık....”
“Dini terk edenin küfürdür işi,
Bu ne küfürdür imândan içeri! ”
Sözlerini şeriata aykırı bulup kınayanlara cevabı şöyledir:
Hakikât bir denizdir, şeriattir gemisi
Çoklar girdi gemiye, denize dalmadılar.
Kaynayıp coşar Yunus, “Âşık olan arı namusu neyler!” deyip... Dolup taşmak üzere olduğunu da Behey Yunus sana söyleme derler
/ Ya ben öleyim mi söylemeyince!” dizeleriyle anlatmak ister gibidir.
Aşk yolunda riyâya, gösterişe yer yoktur, sahte dervişliğe karşı dilini sivriltir:
“Dervişlik olaydı tac ile hırka
Biz de alırdık otuza kırka”
Kaba zahidlik, ham sofuluk da yergi oklarından kurtulamaz. ”Dört kitabı şerh edenin, mânâsını bilmedikçe hakikâtte âsi olduğunu bildirir ve
“Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil;
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil”
İfadesiyle İnsan gönlünün Kâbetullah olduğunu hatırlatır.
Yunus Emre’nin Risalet’ün Nushiyye adlı didaktik eserinin yanında, büyük bir Divanı bulunmaktadır. İçindeki şiirlerin tam sayısı belli değildir; kendisinden sonra ‘Emreler’ adı verilen bir ekol oluşmuş ve birçok şiir ona mal edilmiştir; zira Yunus, artık yer aldığı sonsuzluk makamında Mevlânâ gibi, ariflerin gönlünden seslenmeye devam etmektedir.
Halk arasında anlatılan rivayete göre; ”Yunus üç bin şiir söylemiş. Bunlar divan haline getirilmiş. Yunus’tan sonra bu divan, Molla Kasım adlı birinin eline geçmiş. Divanı alıp bir su kenarına giden Kasım, daha ilk şiiri okuyunca “şeriate uymuyor “deyip koparıp yakmış, iki, üç derken bin şiiri böyle yakmış. Bin birinci şiiri de şeriata aykırı bulmuş; ama yakmaktan bıktığı için suya atmış .Suya attığı şiirler de bini bumuş. Üçüncü binde şu şiire rastlamış:
“Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni Sigaya çeken Bir Molla Kasım gelir.”
Bu beyiti okuyunca Molla, hatasını anlamış divanı öpüp başına koymuş. Bizim elimizdeki, işte bu kalan bin şiirdir.”
Efsane de, mecaz da olsa düşündürüyor insanı... Molla Kasımlar bugün de var, her zaman da olacak, ama o sesleniş her an gönüllerde esmeye devam etmekte...
Duyabilirsek !..
Konu Y.a.S.e.M.i.N tarafından (01-07-2008 Saat 11:15 ) de değiştirilmiştir..
|
|
|
|
The Following 4 Users Say Thank You to tevhiteri For This Useful Post:
|
|
01-06-2008
|
#2
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.660
Teşekkürler: 71
189 Mesajına 252 kez Teşekkür Edildi.
|
Yunus Emre'yi çok severim...Allah aşkı denince aklıma gelen isimlerden biri..Teşekkürler...
__________________
"Şüphesiz, Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah'a ve Resûlü'ne iman etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için. Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 8-10) Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik." (Nisa Suresi, 80)
|
|
|
01-07-2008
|
#3
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
|
ÇIKTIM ERİK DALINA
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu
Uğruluk yaptı bana
Bühtan eyledim ona
Çerçi de geldi aydur
Hani aldın gözünü
Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özünü
İplik verdim cullaha
Sarıp yumak etmemiş
Becid becid ısmarlar
Gelsin alsın bezini
Bir serçenin kanadın
Kırk katıra yüklettim
Çift dahi çekemedi
Şöyle kaldı kazanı
Bir sinek bir kartalı
Salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir
Ben de gördüm tozunu
Bir küt ile güreştim
Elsiz ayağım aldı
Güreşip başamadım
Gövündürdü özümü
Kafdağından bir taşı
Şöyle attılar bana
Öylelik yola düştü
Bozayazdı yüzümü
Balık kavağa çıkmış
Zift turşusun yemeğe
Leylek koduk doğurmuş
Baka şunun sözünü
Gözsüze fısıldadım
Sağır sözüm işitmiş
Dilsiz çağırıp söyler
Dilimdeki sözümü
Bir öküz boğazladım
Kakladım sere kodum
Öküz ıssı geldi der
Boğazladın kazımı
Bundan da kurtulmadım
Nideyim bilemedim
Bir çerçi de geldi der
Kani oldum gözgümü
Tosbağaya sataştım
Gözsüz sepek yoldaşı
Sordum sefer nereye
Kayseri'ye azami
Yunus bir söz söylemiş
Hiç bir söze benzemez
Münafıklar elinden
Örter mana yüzünü
her gün bir ilahisini aktarcagım inşallah..a.e.o
|
|
|
01-07-2008
|
#4
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 3.895
Teşekkürler: 2.006
1.052 Mesajına 1.480 kez Teşekkür Edildi.
|
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin Y.a.S.e.M.i.N'a Teşekkür Edenler
|
|
01-08-2008
|
#5
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
|
Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez
Alimle davi kılar, Veli değme göz görmez
İlm ile hikmet ile, kimse ermez bu sırra
Bu bir acaib sırdır, ilme kitaba sığmaz
Alem ilmi okuyan, dört mezhep sırrın duyan
Aciz kaldı bu yolda, bu aşka el uramaz
Yunus canını terk et, bildiklerini terk et
Fena olmayan suret, şahına vasıl olmaz
***
Unuttum din diyanet, kaldı benden
Bu ne mezheptir, dinden içeri
Dinin terk edenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri
Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
Ki kaldı kapıda andan içeri
***
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
Bilmezmisin cahillerin nice geçer zamanesi
***
Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir
Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir
Söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil, halık avazından gelir
Konu Y.a.S.e.M.i.N tarafından (01-08-2008 Saat 10:57 ) de değiştirilmiştir..
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin tevhiteri'a Teşekkür Edenler
|
|
01-08-2008
|
#6
|
|
|
Açık yaraya kurt düşmez der atalar..
Bunun için, tüm yorumlarım da açık olmaya gayret sarfederim..
Bir şair olarak Yunus iyi not alır velakin YARADILANI SEVERİM YARADAN DAN ÖTÜRÜ... CENNET CENNET DEDİKLERİ.. İSTEYENE VER SEN ANI.. BİR BEN VARDIR BENDEN İÇERU.. KAPIN DA KUL VAR SULTAN DAN İÇERU.. gibi, biraz yunan mistizmi kokan şiirlerini sakıncalı bulurum..
Bir de, kendini aşırı tasavvufa kaptırıp, abartılı bir mistik hayat yaşaması, sanki bu işi tarihe mal olmak kaygısı ile yapmış izlenimini vermektedir..
Buna rağmen, diğer alim bilinen kişilerden (celaleddin, rabbani, gazali, arabi vs) daha temiz durmakta, bunu da görmemezlikten gelemeyiz..
|
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin 'a Teşekkür Edenler
|
|
01-08-2008
|
#7
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
|
Tevhiteri
Alıntı:
TEBYİN´isimli üyeden Alıntı
Açık yaraya kurt düşmez der atalar..
Bunun için, tüm yorumlarım da açık olmaya gayret sarfederim..
Bir şair olarak Yunus iyi not alır velakin YARADILANI SEVERİM YARADAN DAN ÖTÜRÜ... CENNET CENNET DEDİKLERİ.. İSTEYENE VER SEN ANI.. BİR BEN VARDIR BENDEN İÇERU.. KAPIN DA KUL VAR SULTAN DAN İÇERU.. gibi, biraz yunan mistizmi kokan şiirlerini sakıncalı bulurum..
Bir de, kendini aşırı tasavvufa kaptırıp, abartılı bir mistik hayat yaşaması, sanki bu işi tarihe mal olmak kaygısı ile yapmış izlenimini vermektedir..
Buna rağmen, diğer alim bilinen kişilerden (celaleddin, rabbani, gazali, arabi vs) daha temiz durmakta, bunu da görmemezlikten gelemeyiz..
|
sa.bunlar sana ters gelebilir.herkezi allah yarattı bunun için seviyor.adam cenneti degilde cemali istiyor..bir görünenin hariçinde ruhum var diyor..sana bunların neresi tuhaf geldi ben anlayamadım..a.e.o
|
|
|
|
Bu Mesaj İçin tevhiteri'a Teşekkür Edenler
|
|
01-08-2008
|
#8
|
|
|
Alıntı:
tevhiteri´isimli üyeden Alıntı
sa.bunlar sana ters gelebilir.herkezi allah yarattı bunun için seviyor.adam cenneti degilde cemali istiyor..bir görünenin hariçinde ruhum var diyor..sana bunların neresi tuhaf geldi ben anlayamadım..a.e.o
|
Bu konu da bir yazı şart oldu,
Biraz kafamı toplayım (2 gündür yaşadığım şoku atlatayım) inş. yeni bir konu çerçevesin de tartışırız.
|
|
|
|
01-09-2008
|
#9
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1.494
Teşekkürler: 541
450 Mesajına 610 kez Teşekkür Edildi.
|
SEVELİM SEVİLELİM
Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez
Onu sen senden iste, o senden ayrı olmaz
Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer
Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez
*** ***
Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz
Yunus sözün anlar isen, mani'sini dinler isen
Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz
*** ***
Mani : Anlam
|
|
|
01-09-2008
|
#10
|
|
USTA
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 1.660
Teşekkürler: 71
189 Mesajına 252 kez Teşekkür Edildi.
|
Alıntı:
TEBYİN´isimli üyeden Alıntı
YARADILANI SEVERİM YARADAN DAN ÖTÜRÜ... CENNET CENNET DEDİKLERİ.. İSTEYENE VER SEN ANI.. BİR BEN VARDIR BENDEN İÇERU.. KAPIN DA KUL VAR SULTAN DAN İÇERU..
|
Burdaki anlam Cennet'i istememek değildir..Yada Cennet'i küçümsemek değildir..Sadece kendini Allah aşkına adamış birinin gayet normal cümleleridir..Sadece Cenneti sen isteyene ver ben SENİ isterim diyor...Bunda kötü birşey yok,bence çok yerinde ve güzel söylenmiş sözler..
__________________
"Şüphesiz, Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah'a ve Resûlü'ne iman etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için. Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 8-10) Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik." (Nisa Suresi, 80)
|
|
|
|
Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Konu Seçenekleri |
|
|
| Modları Göster |
Normal Mod
|
Yetkileriniz
|
değil Yeni mesaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:58 .
çakşır
|